14 Kasım 2006 günü bazı gazetelerde acaip bir habere rastladım! İngiltere'de birçok kadın doğurduğu bebeğini hastaneden ayrılırken, yakındaki çöp kutularına bırakmakta imiş. Bu çocukların konması için hastanenin bahçesinde özel bebek kutuları konmaya başlanmış. Hani çöpleri tasnif ederler ya... Mesela şişeleri atmak için ayrı kutu. Piller için ayrı kutu. Şişeler yeniden değerlendirilmek için. Piller ise herhangi bir radyasyon yayma ihtimaline karşı ayrılırlar. Hastane çöpleri zaten enfeksiyon taşıma riski sebebiyle belediyece ayrı araçlarla toplanır. İngilizler bebeklerini bu enfekte olmuş ortamlara terk ediyorlarmış. Haberde ayrıca bu uygulama ile İngiltere'nin 16'ncı yüzyıllara geri döndüğünün görüldüğü kaydediliyordu. Sade İngiltere değil Avrupa'nın her devletinde yüzlerce senedir, çocukların kilise önlerine terk edildiği tarih kitaplarında yazılıdır. Daha başka şeylerini de kilise meydanlarına bırakanları biliyoruz. Bu bilgiler tarafsız tarihlerde bol bol bulunabilir. Kâinatta hiçbir canlı yavrusunu doğurup, terk etmez, edemez. İnsanlarla beraber yaşayan kediler, köpekler hatta fareler, bırakın yavru terk etmeyi, onları çevreden korumak için hırçınlaşır ve birçok mücadeleler verir. Farelerin ömrü yer altında, kanalizasyonlarda geçer. Birazcık sular yükselip de yuvalarını tehdide başlayınca, yavrularını yeni yerlerine sırtlarında teker teker taşırlar. Bizim belki de tiksindiğimiz bu hayvanlar da, şimdi İngilizlerin bu bebek kutularından tiksiniyorlardır! Vahşi hayvanlar yavruları için ne fedakârlıklara katlanırlar. Mesela vahşi çakallar yavrularını beslemek için ava çıkar, yakaladığı avını yer. Ama midesi "yavrularının hatırı için", sindirimi durdurur. İnine gelir ve yediklerini midesinden çıkartarak o minikleri beslerler. İngiliz annelerin, evleri, arabaları, villaları, gardıroplarında onlarca elbiseleri, kilolarını vermek için yürüyen bantları, yine çeşit çeşit makyaj malzemeleri ve daha da neleri neleri var ammaaa, bir çakal kadar merhametleri yok. AB devletleri senelerdir Türkiye'ye kriterler şart koşarlar. Bizi "hizaya getirmek" onlar için bir idoldür, hatta zaferdir. Biz de bazı insani değerler için kriterler dayatsak ne olur?!. Geçen senelerde Belçika'nın bir şehrinde, bir Türk kardeşimin evinde 20 gün kadar misafiri oldum. Hemen evinin yanında, Belçikalı bir aile otururdu. Evin ön bahçesinin bir bölümü tavuk kümesi teli ile bir odacık haline getirilmiş. En büyüğü 6 yaşında üç çocuk, sabahtan akşama kadar o kümes teli içindeki alanda, mevsim kış olmasına rağmen burunları akarak güya oynarlardı. Oyun değil de gelecek anne babalarını böyle bekleşirlerdi. Onlara hep acımışımdır. İngilizlerin senelerdir sömürgelerinde uyguladıkları insanlık dışı zulümleri, bugün geri tepmektedir. Dedelerinin yaptıklarının cezasını torunları bulmaktadır. Yazık o masumlara. Biz Türkler bırakın insanı, hayvan yavrusunun bile eziyet çekmesine razı olmayız, (pardon) bir zamanlar razı olamazdık!..