15 Nisan 2009'da, kaçak olarak bindikleri geminin parçalanmasıyla,160 kadar Uzak Doğu ve Afrikalı mülteciyi, sırf insani kaygılarla kurtarmaya giden Türk gemisinin kaptanı, bu emanetleri devredecek liman bulamadı. Olay İtalya karasularına yakın yerlerde idi. Bir insanlık trajedisi vardı. İtalya, Malta, Fransa gibi devletler limanlarını bu gemiye kapattı. Türk gemisinde ise mevcut su ve gıda maddesi tükendi. Herkes üç maymunları oynamaya başladı. Körfez savaşında Petrole batan bir karabatağı, Avustralya kıyılarında karaya vuran balinaların denize sürülme çalışmalarını, acıklı hikâyelerle veren Batı basını, kör ve sağır olmuştu. Herhalde sığınmacılardan bir dilekçe beklediler! Eğer ellerine böyle bir dilekçe ulaştırılsaydı bu sefer de, "onların pasaportları sahte mi?" araştırmasına girişirlerdi. Türkiye'den giden bazı Ermeni kökenli veya Süryanileri "Türkiye'de dinimizin gereklerini serbestçe yerine getiremiyoruz" diyerek siyasî sığınma hakkı isteyen T.C. vatandaşlarına, sorgusuz sualsiz "Siyasî sığınma hakkı" tanıyan İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, Fransa ve Kanada devletleri herhalde nisan ayında tatilde idiler! Ki bu zavallı 160 kişi, neredeyse ölüme terk edilmişti. Ve sonunda olaylar "kör gözüne parmağım" şekline gelince, İtalya hükûmeti Sicilya limanına geminin yanaşmasına izin verdi. Hiç kimse demiyor ki bu insanlar, ne için ölümü göze alıyor. Yurdundan kaçıyor. Bu insanlar batılı sömürgeci devletlerinin ülkelerinin ekonomilerini sömürmesiyle aç kaldılar. Ve Batının başına bir taş, bir bumerang gibi düştüler. "Men Dakka duka!" Bu olaylar tarihte de defalarca yaşandı. 1570'te Kıbrıs'ın fethi maksadıyla Osmanlı Donanması Kıbrıs sularına girdi. Kıbrıs'ta Venedikliler vardı. Yani bugünkü İtalyanların dedeleri. Lefkoşa, Girne, Omorfo, Baf kolayca fethedildi. Ancak Magosa komutanı Baglion, kalenin surlarına güvenerek direndi. 8 ay muhasara sürdü. Muhasaranın ikinci ayında Magosa Patriği ev ev dolaşarak her evde olan gıda maddelerini yazdı. Bunları evlerden toplattı. Sonra da 5000 sivil Magosalıyı, kale kapısını açarak; surların dibine, aç biilaç bırakıverdi. Yani Türklerin kucağına attı. Lala Mustafa Paşa bunların hepsine ev ve tarla, geçinecek gıda maddeleri hediye etti. Ne dersiniz tarih bir defa daha tekerrür mü etti?..