Karikatürcülerin asıl maksadı

A -
A +

Dünyanın maddi ve manevi huzuru hızla bozulmaktadır. 50 seneye yakındır, atmosferde sera etkisi yapacak gazları içeren mamullerin üretimi, kuzey kutbu bölgesine denk gelen bölümde, ozon tabakasında büyük bir delik meydana getirdi. Bu delik iğne iplikle yama yaparak kapatılamaz ki!.. Dünyanın muhtelif bölgelerinde yüzlerce nükleer reaktör var. Üç kuruşluk masraftan kaçınan bazı devletlerin topraklarındaki tesislerde, bu reaktörlerden radyoaktif sızıntılar olmakta. Binlerce insan bu sızıntılar sebebiyle kansere yakalanmakta, ölmekte, sakat kalmaktadır. Gerek ozon tabakası deliğine, gerekse nükleer sızıntılara; üç kuruşluk çıkar uğruna Batı medeniyeti çığırtkanları gözlerini kapatıyor. Basit menfaatler yoluna binlerce masum can feda ediliyor. Bunlar dünyanın maddi huzursuzluğuna ufak bir misaldir. Öte yandan, ruh hastalıkları adeta bir salgın gibi. Bütün dünyayı sarmıştır. Kimse kimseye itimat edemiyor. Evlatlar anne babasından zarar görmesin diye kanunlarla korunuyor. Dünyada hiçbir hayvan yavrusu, anasından babasından yasalarla korunmaz. Ama insan korunuyor. Papazlar kiliseleri sahte evraklarla, çıkarı için satıyor. Papazlar sebep oldukları ahlaksızlık skandallarını, hukuk önünde örtbas edebilmek için, halktan kanun zoruyla kestikleri kilise paralarını kullanıyorlar. Avrupa'da kiliseye giden Hristiyan sayısı %5'in altındadır. İnsanlar dinsizleştirilmekte. Şimdi de kendi dinden uzaklaşmalarına çare olarak, sevgili Peygamberimizin "aleyhisselam" sözde karikatürünü yayınlama saçmalığı ile karşı karşıyayız. Danimarka gazetelerinde başlatılan ve diğer Fransa, Almanya, Hollanda vs. devletlerin medyasına da sıçrayan zırvalar. Neymiş basın özgürlüğü. Bu düpedüz tahrik kokuyor. Demokrasilerde devlet basına karışmaz dedikleri gün, yine demokratik bir ülkede, evladını Irak harbinde kaybeden anne giydiği tişörtündeki savaş aleyhtarı yazılar sebebiyle tutuklanıyor! Hani basın ve fikir özgürlüğü, hani hoşgörü? 1555-1564 seneleri arasında Mimar Sinan İstanbul'a kırk çeşme sularını getirdi. Suyun geliş güzergahı Hasdal tepelerinden Eyyüb Sultan sırtlarını dolaşarak Eğrikapı'dan içeri girerdi. Eğrikapı dışına, bir su dinlendirme mahzeni yapılmıştı. Halen de bu mahzen var. Eğrikapı'nın alt tarafları, Ayvansaray ve devamında Balat, Fener gayrimüslimlerin semtleri idi. Onların dini yortularına devlet hiç karışmazdı. İçerler sarhoş olurlardı. Senenin birinde böyle sarhoş olan birkaç haylaz Rum delikanlısı, Eğrikapı'daki bu su mahzenine birkaç şişe şarap dökerler. Güya Müslümanlara şarap içirmiş olacaklar. Mesele muziplik olsun. Devlet bunu öğrenir. Hiç suçlu aramaya kalkmaz. O günden sonra, her sene yortu günlerinde bu mahzene üç gün nöbetçi konur. Bu nöbet 100 sene kadar devam eder. Alın size insanlık!.. Yine Osmanlı döneminde, İstanbul Tophane'de ve Kuzguncuk sahillerinde her sene 5 Ocak'ta "denizden haç çıkarma" dinsel gösterisi yapılırdı. Bir papaz, bir tahta haçı denize fırlatır. Gençler de denize atlayıp, bu haçı bulup papaza getirmek için yarışırlardı. Hatta bir seferinde kalabalığın arasına karışan bir köpek, birkaç gencin suya atladığını görünce, yenecek bir şey zannedip, o da denize atlar ve herkesten önce haçı sudan kapar ve gülüşmelere sebep olmuştu. Bu haç çıkarma halen de ülkemizde yapılmakta. Kimse de aldırmaz. Türkler buna da hoşgörülü idi. Daha nice misaller yazılabilir. Dinler arası diyalog şampiyonları gözlerini açmalıdır. Bakın dinler arası diyalog ne imiş? Dünya Müslümanlarının Hristiyanlığa karşı herhangi bir davranışı yok. Ama Hristiyanlardan bazı kendini bilmezler şimdi şov peşindeler. Şunu unutmasınlar ki, tahrikleri ile Avrupa insanında bir "haçlı zihniyeti" uyandırmazlar. Tarihteki "Haçlı Seferleri" Batıya çok pahalıya mal olmuştu. Avrupa insanı bu kadar gafil olamaz. Üç beş cahilin, tahrikçinin peşine düşmezler.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.