Son haftaya damgasını dinlemeler vurdu. Eh bir on beş gün daha, gündem dinlendim-dinlenmedin tartışması olacaktır. Her nedense böyle suni gündemlerle yatıp kalkar olduk. Birileri bizleri fuzuliyatla meşgul ediyor ya; hadi hayırlısı olsun. Bu dinleme mağduru olanlar müsterih olsunlar. Onları kimse dinlemiyor. Onlar da dinlenecek fikir üretemiyorlar! Son seçim sonuçları da gösterdi ki; millet onları dinlemiyor. Hatta partilerinden olanların çoğu da liderlerini dinlemiyor. Bu artık gün gibi aşikâr oldu. Şimdi yeni bir moda daha gündemde; o da dinlenmeyi nasıl önleriz. Senelerce Osmanlı'yı karikatürize edenler, şimdi dinlenmemek için, Osmanlı modelini uygulayacaklarını söylüyorlar. Hani padişahlar fıskıyeli havuzların başında gönül eğlendiriyor diye sık sık Osmanlı idarecilerini aşağılıyorlardı? Ne oldu da onların usulüne sarılıyorlar, sığınıyorlar! Evet Osmanlı idarecileri konuşulanları duyulmaktan korumak için, su sesi izolasyonunu çok kullanırdı. Mesela Harem'e erkek ziyaretçi veya görevli alınmazdı. Ancak doktor, şehzade öğretmenleri ve bir de akıncı beyleri Harem'e törensiz ve hatta acil hallerde destursuz girebilirlerdi. Harem'de sultan sofasında, musluğu ile suyunun döküldüğü çanağın arası 1 metreden fazla idi. Hudutlarda görevli akıncı beyleri acil hallerde ya huzura çağırılır, ya da kendileri rapor getirirdi. İşte bu görüşmeler, sultan sofasında, üç çeşmenin arasındaki bölümde yapılırdı. Ve kimse duyamazdı, çalamazdı. Bir de sünnet köşkünde 4 tane pencerenin içinde çeşmeler var. Bu çeşmeler de, müstakbel padişah Osmanlı şehzadeleri, sünnet edilirken sonuna kadar açılırdı ki; onun sünnet sebebiyle bağırıp çağırmaları dışarıdan duyulmasın. Duyulmasın da, padişah olduğunda bu konu sebebiyle devlete hürmetsizlik olmasın. Şimdi anlaşılıyor ki, Ankara'daki havuzcular, fıskiyeciler için işler iyice açılacak. Hayırlısı olsun. Onbeş gün sonra yeni bir suni gündem daha bekleyelim. Bakalım hangi mühim zevatın peşinde kimler dolaşıyor görelim...