Kuzey Irak yani Musul-Kerkük ve civarında yaşayan Türkler, Osmanlı Devleti'nin yıkılışı ile, üvey ana elindeki öksüz çocuktan beter bir hayat yaşamaktalar. Bunları öksüz ve çaresiz bırakan İngilizlerdir. Abbasi Devleti zamanından beri, Musul ve civarında yoğun bir Türk nüfusu vardır. 4'üncü Murat zamanında yapılan, Bağdat seferi bitiminde de, bölge güvenliği için epeyce bir miktar asker buralarda bırakılmıştır. Yani bölge Türkü Oğuz soyundan gelmektedir. Zamanla Türk nüfus artarak, birkaç milyona ulaşmıştır. Kerkük tarlalarında zaman zaman yerden alevler yükselirdi. Bazen siyah ve fena kokulu bir sıvı tepelerden aşağıya akardı. Buna neft denir ve bundan naftalin denilen şey elde edilirdi. Yeni Zelandalı William Knox D'arcy 1902 senesinde, bu sıvının petrol olduğunu anlayarak; işletme imtiyazını almak üzere çalışmalara başladı. D'arcy'nin en güçlü destekçisi İngiliz hükümeti oldu. Birçok yanlış beyanlarla, D'arcy imtiyazları aldı. İngilizler bu bölgenin petrol servetini İngiltere'ye akıtmak için, öncelikle 1914 senesi Mart ayında, Almanlarla Londra'da bir masaya oturup, Osmanlı topraklarını paylaşmada anlaştılar. Hemen beş ay sonra, bu iki dost aralarına kediler girerek; birbirlerine düşman kesildiler. Ağustos 1914'te başlayan Birinci Dünya Harbi'ne, Osmanlı Devleti'nin girmesi için en ufak bir sebep olmadığı halde, gafil İttihad Terakkiciler, koca devleti Alman çıkarlarına feda ettiler. Aslında ise İngilizin ikili oyunu sebebiyle onun ekmeğine yağ sürüldü. Milyonlarca Türk genci hayata veda etti. 1918'de Mondros Mütarekesi yapıldığında, artık Musul İngilizlerin kontrolünde idi.. Birinci Büyük Millet Meclisi'ne maalesef, Musul'dan bir tek milletvekili çağrılmadı. 23 Nisan 1920'de, San Remo Anlaşması'yla Mezopotamya'nın tamamı İngiliz mandası altına verilmişti. Lozan Konferansı sırasında Türkiye'nin en güçlü kozu Musul meselesi olduğu halde, Türk heyeti başkanı İsmet İnönü, Musul meselesini hiçbir zaman Lozan genel kuruluna getirmedi. Aksine konuyu İngilizlerle, hep gizli otel odalarında ve lobilerinde görüşmeye gayret etti. Zaman zaman, İngiliz heyet başkanı Lord Curzon Türk heyetine sertleşerek yıldırma siyasetini başarı ile uyguladı. Lord Curzon İngiliz hariciyesine yazdığı notta, Türklerin Musul'u almaya ne kadar istekli olduklarında şüphesi olduğunu yazar. Sonunda, Musul meselesi, Lozan gündeminden çıkarılarak, tarafsız bir organ sayılan Milletler Cemiyeti'ne havale edildi. Zaten İngilizlerin kontrolünde olan bu cemiyet, 1925'te Musul ve Kerkük'ün Irak'ın bir parçası ve Irak'ın da beş sene süreyle İngiliz mandası olduğunu kabul etti. 1926 Ankara Anlaşması'yla da Irak hükümeti, Musul üzerindeki haklarından vazgeçen Türkiye'ye, 25 sene süreyle, Musul petrollerinden %10 hisse vermeyi kabul etti. Ve her sene Türkiye, yaptığı devlet bütçe kanununa, BİR TL'lik Musul petrol gelirini 1950'lere kadar koyduğu halde, buradan bir kuruş bile gelmedi. Gariptir ki aynı kararla pertolden %5 hisse alacak olan Ermeni Gülbenkyan, bunu hiç aksatmadan alabilmiştir. Şimdi de bu kardeşlerimizin yüz senedir çektikleri az gelmiş gibi, tepelerinde bombalar patlatılıyor. Kurulması için Batılıların kur yaptığı Kürt devletinin muhtemel asimilasyonuna feda edilmeye çalışılıyor.