Mahzendeki organlar!

A -
A +

Mahzenler hüzünlü yerlerdir... Karanlıktır. Serindir. Evdeki atılacak eşyaların konduğu mekanlardır. Toz toprak içindedir. Kimse mahzene inmek istemez. Batılılar ise bu yerlere şaraplarını koyarak, şarabın kendilerine vereceği sarhoşluk hissini arttırmaya çalışırlar bilirdik. Meğer ceset de saklıyorlarmış... Yazımın başlığını, Avustralya'da yaşanan bir skandaldan aldım. 9 Mart tarihli birçok gazetede, Avustralya'nın Yeni Güney Galler eyaletinde, bir hastanenin mahzeninde, binlerce insan organının saklandığı haberleri bomba gibi düştü. Tabii bu haberin bombalığı Türk kamuoyu içindir. Batılılar, ucunda para varsa, böyle haber ve olayları pek normal görürler. Haberde, üç aylık bir yavrusu ölen genç anne, defin hazırlıklarında, minik cesedde kalbinin yerini boş görür ve çılgınca yaptığı araştırmalarda, bu günahsız yüreğin mahzene, depoya kaldırıldığını öğrenir. Vay kalpsizler vay diyesi geliyor insanın. Anne Debra Ford'un şikayeti, eyalet müfettişlerince incelenir. İngilizlerin sömürgesi olan bu ülkede, meğer 1850 senesinden beri, yasal olarak ölülerin organları, sahiplerinin rızasına bakılmaksızın alınıyor ve mahzenlerde, müzelerde saklanıyormuş. Aynı skandal bir süre önce İngiltere'de de ortaya çıkmıştı. Bir İngiliz Genel Valisinin idaresindeki Avustralya'da yaşanmasına hiç şaşmamak lazım. Şimdiii... Türkleri Ermeni soykırımı ile suçlayanların başına gelenlere bir bakalım. 1915 senesinde Doğu Anadolu'da 3.000.000 Türk, 300.000 Ermeni yaşamaktaydı. Bu Türklerden 2.500.000'i şehid oldu. Ermenilerin hepsi ölse 300.000 ölü olacaktı. Farzettiğimiz bu durumda bile soyu kırılan, öz yurdundaki Türklerdir. Ermeni ölülerinin çoğunu da,Türk idaresinden memnun olup isyan etmeyi reddedenler teşkil etmektedir ki Doğu Anadolu'daki Cephe komutanı Kazım Karabekir Paşa, bu Ermeniler'in geride kalan çocuklarına sahip çıkıp, Türk yetimhanelerine yerleştirip okullara yazdırdı. Türkler soykırım bağımlısı olsaydı, "Yılanın başı küçükken ezilir" atasözü gereği bu çocuklara sahip çıkmazdı. Şimdi Batılılar Ermeni dostu oluverdiler. Bu ikibuçuk milyonluk aç gezen bir Ermeni devletine yaranma olayı değildir. Bu bahane ile Türklere sıkıntı vermektir maksatları. California'da televizyona çıkarttıkları beş yaşındaki Ermeni kızına, sunucu soruyor: "Sana annen kızıp, köpek dendiğinde aklına ne geliyor". Zavallı çocuğun cevabı: "Aklıma hemen Türkler geliyor" şeklinde oluyor. Çanakkale'de Gelibolu Yarımadasını kana bulayanların, buradaki 253.000 şehidimizden organlarını çaldıklarını kesinlikle iddia ediyorum. "Ölü soyucu"luk, Türkler'de yoktur. Hatta cenazenin yavaşça ve incitmeden defnedilmesi, dinimizin mühim bir kuralıdır. Neden Çanakkale derseniz, konuyu bağlayalım: Çanakkale'ye, İngilizler tarafından sömürgeleri olan Avustralya ve Yeni Zelanda'dan 400.000 asker sevk edilmiştir. Anzak kuvvetleri adıyla anılan bu orduya, öncelikle Mısır İskenderiye limanı çevresinde savaş eğitimi verildi. İki aylık bir eğitimden sonra, buradan Çanakkale'ye sevk edildiler. Zavallı Anzaklar hem öldüler, hem de İngilizler adına öldürdüler. Şimdi ise İngilizler'den edindikleri "ceset soyuculuğu"nu kanun ile devam ettiriyorlar. Milletlerarası bir kurul, Avustralya insan organı müzelerinde halen mevcut 100.000 civarındaki insan organlarının, sahiplerinin milliyetlerini resmen tesbit edip; dünya kamuoyuna açıklamalıdır. Çanakkale şehitlerimize ait binlerce organı, bu işlemden sonra öz yurdunda toprağına kavuşturalım. Bu maksatla sivil toplum örgütlerimizin, milletlerarası adalet kuruluşlarına derhal müracaat etmelerini, vatanları uğruna canlarını feda eden atalarımızın adına bekliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.