İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, İstanbul içi ulaşımına rahatlık getirme çalışmaları devam etmektedir. Bugün, Yenibosna'dan Hafif metroya binen birisi, 4. Levent'te inebilmektedir. Yaptığı aktarmalarla, bu uzun güzergahta çok ucuza yolculuk edebiliyor. Bu çalışmaların bir etabı olan, Metronun ucunun Yenikapı'ya uzatılması çalışmaları, Aksaray bölgesindeki kazılarda çıkan Bizans kalıntıları sebebiyle durmuştur. Yazık. Hem de çok yazık.. Son bir ay içinde İstanbul'da, çeşitli zeminlerde dokuz yerde, Bizans'ı hayata sokma etkinlikleri düzenlendi. 19-20 Ağustos 2001 tarihleri arasında Paris'te, beynelmilel bir Bizans toplantısı daha yapılacaktır. Boğaziçi Üniversitesinde, Bizantoloji kürsüsü birkaç senedir faaliyettedir. Mezun vermektedir. Bu çalışmalarla; Galata ve Suriçi bölgesini, SİT alanı ilan ettirmek istiyorlar. 1204 senesinde Bizans'ı işgal eden Latinler, bin yıllık tarihi değerleri yakıp yıktılar. Ayasofya'nın kıymetli bütün hatıralarını atlarla gemilere taşıdılar. Soyup soğana çevirdiler. Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul Fethinde, aynı Ayasofya'da bir çiniyi sökmeye çalışan yeniçeriyi kendisine bildirdiklerinde; ona ağır ceza verdi. Türkler İstanbul'u yakıp yıkmadı. Üstüne üstlük imar etti. Hiçbir Bizans eseri yıkılmadı. Hatta Topkapı Sarayı hudutları içindeki Aya İrini kilisesi bile öylece korundu. Silah müzesi yapıldı. Halen de ayaktadır. Avrupa'daki Türk eserleri ise bir bahane ile kaza süsü verilerek veya aleni yüzlerce senedir yıkıldılar. Daha dün Saraybosna'daki yıkılan caminin yerine yenisinin yapılabilmesi için atılan temele Sırplar, insan kanı karıştırdılar. Gelelim Metro inşaatı önündeki Bizans engeline. Kazı esnasındaki ortaya çıkan birkaç kırık tuğla, Bizans'a ait olduğu için mi bilinmez, Anıtlar Kurulunca tarihi nitelikli arkeolojik eser sayıldı. Kazı durdurulmuştur. Anıtlar kurulu görevini yapıyor. Ama bana göre eksiktir. Anıtlar kurulu; neredeyse 600 senedir Türk hakimiyetindeki dünya incisi İstanbul'un Türk eserleri ve kalıntıları için aynı hassasiyeti neden gösteremiyor! 1926 senesinden 1954'e kadar, İstanbul şehri nazım planlamasını yapıp uygulayan, koyu Katolik Fransız Mimar Henry Proste'un uygulamalarına, Anıtlar kurulu peki dedi. Unkapanı'ndan başlayan Atatürk Bulvarı ve devamındaki Mustafa Kemal Bulvarları, yani Unkapanı-Yenikapı arasındaki geniş caddenin yerinde, evvelden Türk eseri olan yüzlerce cami, medrese, hamam, külliye, kütüphane, imaret ve Osmanlının Yeniçeri kışlaları vardı. Bunları bir cetvelle katleden Proste'a kimse karşı çıkamadı. Aksaray'dan Bayezid'e çıkan Ordu Caddesini hiç ihtiyaç olmadığı halde Proste açtırdı. O bölgede kayıp bir Bizans sarayını bulmak için, üç büyük mahalleyi istimlak ettirip yıktırdı. Halen Ordu Caddesinin Simkeşhane yakındaki kısmında yolu işgal eden birkaç kırık mermerden başkasını da bulamadı. Sahi bu mermerler daha münasip bir yere taşınamaz mı? Taşınamaz. Çünkü, o sütun parçalarında Bizans kokusu var. Bugün Metro güzergahında çıkan Bizans kalıntılarının yakınlarında, birçok cami ve kışla temelleri var. Çalışmaları bunlar engellemedi. Ama Bizans olunca orda dur, öyle mi? Bu buluntu zaten basit tuğla duvar temelleridir. İlla korunacaksa münasip bir yer bulunur. Anıtlar Kurulunun levhası bulunan binanın hemen karşısındaki Gülhane Parkının girişinde bulunan, Soğukçeşme Kapısı ve duvarındaki şahane çeşme içler acısı bir durumda. Üstelik Sur-u Sultani denen bu tarihi duvar, Fatih zamanından kalmadır. Buraya sonradan açılan iki yeni kapı tarihi görüntüyü alt üst etmiştir. Bunu neden görmezler. Göremezler. Çünkü bizdeki bütün kurumlar gibi Anıtlar Kurulu da, illa bir ihbar ile çalışır. Eğer işleyeceğin suç için, etrafını memnun edip, ihbar edilmezsen işini yürüt. Yolun açık olsun. Hatta bunu birisi ihbar edecek olsa, bizdeki kurallar, illa yazılı ihbarı esas alır. Yazılı olmayan ihbar işleme konmaz. Türk Kültürünün temeli olan binlerce tarihî eser, Anadolu'nun birçok şehrinde işgal ve yıkımla karşı karşıyadır. Ama ihbar yoksa Anıtlar Kurulu ne yapsın... İstanbul'da yoğunlaşan "Bizans'ı diriltme" çalışmaları, aklıma; acaba İstanbul'u Türklerin almasına pişman mıyız sorusunu getiriyor.