Müdahalede geç kalınıyor!

A -
A +

Orta Doğu kan gölüne döndü. Dünyanın kılı kıpırdamıyor. Sanki yaklaşan genel felaket karşısında donup kalmış gibiyiz. Dünyanın tarih boyunca iki hassas bölgesi olmuştur. Birisi Orta Doğu ve Arap yarımadası. Diğeri de Balkanlar. Bu iki bölgedeki en küçük kıvılcım, kısa sürede, dünyayı yakacak ateş topuna dönüşebilir. İşte bu nazik dengenin şimdi, Filistin ve Lübnan'da aşırı şekilde ve aniden bozulduğu görülüyor. İsrail Ordusu, kaçırılan bir askerini bahane ederek Temmuz ayı başında başta Gazze olmak üzere Filistin topraklarına acımasız bir askerî harekât başlattı. Son onbeş günde, tank, top ve roket saldırılarıyla, iki yüz masum Filistinli sivil öldürüldü. Bu kadın, çocuk ve yaşlı sivillerin suçu nedir. Sadece ana vatanlarının Filistin olması. Herhalde öyle!.. İsrail devleti, 12 Temmuzda bu sefer Lübnan topraklarına askerî saldırı düzenledi. Yine 200'den fazla sivil bir hiç uğruna bu saldırılar altında eridi gitti. Binlerce insan hudutlara yığıldı. Hızla Lübnan'ı terk ediyor. Yine de İsrail, Lübnan'a hava ve roket saldırılarından önce bölge insanına, filan yere saldıracağım diye haber veriyormuş. Doğrusu çok insanî bir davranış!.. Orta Doğu ve Mısır toprakları, 1500'lü yılların başında Osmanlı idaresine geçti. Türkler bölgeyi, 410 sene huzur ülkesi yaptı. Müslümanı Hristiyanı, Yahudisi, Yezidisi, Süryanisi ve bunların çeşitli kolları gül gibi geçinip gittiler. Ta ki 1900'lü senelerin başında İngilizler Yezidileri, Fransızlar da Marunileri silahlandırıp Osmanlıya isyan ettirinceye kadar. İngilizler 1850'lerden sonra, Yemen'de Zeydileri, Arabistan'da da Vehhabileri de Osmanlıya karşı isyan ettirmişlerdi. Bunların neticesinde bu ülkelere huzur mu götürdüler? Ne gezer. İngilizler ancak ve ancak, bölgenin ekonomik değerlerini sömürmek için oradaydı. İşte Irak'ın, Suriye'nin Yemen'in hali. Bir tek huzurlu devlet kalmadı. Yani "parçala ve yut" sistemi yürüyor. Balkanlar'dan Türkleri çıkartmayı kendilerine Anayasa bilen yedi düvel, yani medeniyetin tek dişi kalan canavarı, bugün Balkanlar'ı kan ağlatıyor. Toprak üstünde dökülen kanı emer, emer, emer. Nasıl deniz bir canlı boğulduktan sonra, cesedini kabul etmez kenara çıkarırsa, toprak da bir gün emdiklerini, o kan döktürenlerin topraklarında yer yüzüne kusuverir. İşte o yerlerde oluşan kan gölleri suçluları kollarına alır ve onları kusmamacasına yutar. Senelerdir Filistin-İsrail anlaşmazlığında şunları yazdım: İki tarafın anlaşması an meselesidir. Ancak birileri çıkarları uğruna her iki ülkenin insanını, kan, barut kokuları arasında ölüm korkusu ile yaşamaya mecbur ediyor. İsrail ve Filistin vatandaşları arasında ruh hastalıkları çok yaygın bir halde ve o ortamdan uzaklaşmak isteyenler, zorla alıkonuluyor. Her ikisine de ellerindeki topraklar yeter. Bu zulüm ve işkence niye. Çocukların, kadınların yani tüm masumların suçu ne? İnsan olarak o topraklarda doğmaları mı? Bunların akıllı hiç kimseleri yok mu? Birleşmiş Milletler örgütü, sömürgecilerin avukatı veya vekili olmayı bir kenara bırakmalı. Dünyayı çok büyük bir savaş tehlikesi bekliyor. Birçok devletin sorumluları halen aralarında gizli anlaşmalar yapıyor. Bu genel savaş habercisidir. Çıkacak bir genel harpte, en az 600 milyon insanın ölmesi ihtimali vardır. Bugünkü olaylara göz yumanlara sıra, belki de herkesten önce gelir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.