19 Ocak 2002'de gazetelerde gördüğüm habere doğrusu pek şaştım. Haberin başlığını gazete kendi meşrebine uygun şekilde atmış: MÜZELERDE LOKANTA AÇIP, TURİSTLERE ŞARAP SATALIM.. Haberin devamında ise; "Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinin 'Şövalye' ünvanlı Müdürü Oğuz Alpözen, Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğünün açtığı Turizm kursuna katılan 60 öğrenciye, Geçmişten Günümüze Müzecilik konulu bir konferans verdi ve Çağdaş müzeciliği anlattı. Türkiye'deki 157 müzenin 100'den fazlasının ÇAĞDIŞI bir görüntü sergilediğini anlatan Alpözen, 30 yıldır da yenilenmeden aynı kaldığını söyledi. İstanbul'daki ....... müzesi gibi, müzelerimizde cafe, restaurant ve barlar gibi ziyaretcilerin ihtiyacına cevap verecek mekanlara sahip olmasını önerdi." Bodrum Müzesinin sayın müdürü, Bodrum gibi, şarap ve eğlencesi bol bir yörede görev yapmaktadır. Kültür Bakanlığının resmi görevlisidir. Müzecilik hakkında, engin bilgisi de olmalı ki, kursiyerlere konferans vermiştir. Devlet görevlilerinin konferanslarında söyledikleri, bağlı olduğu kurumu ve bakanlığı bağlar. Zira bakanlığın bilgisi ve izni dışında yapılacak çalışmalar, yasalarımıza aykırıdır. Müze ve ören yerleri, hatta bütünüyle tarihi özelliği dolayısıyla korunmaya alınan mekanlar için ilave özel güvenlik tedbirleri şarttır. Onlar göz bebeğimizdir. Sayın Alpözen'in önerilerini gözümde şöyle bir canlandırdım: Bir müzeye, ziyaretçi kapıdan girerken, üç ok görecek. Bar'a gider. Restaurant'a gider. Cafe'ye gider . WC'ye gider levhalarını ise, müzelerimizde göremeyiz ve zaten öngörülmemiş. Müzede kafayı dumanlamak isteyene, "aman efendim 80 promilden fazla alkol almayınız" diye özgürlüklere kısıtlama getirilemeyecek. Alkolmetre üfletilmeyeceğine göre, düşünün kendini bilmez biri körkütük, müzeyi gezmeye çıkıyor. O kıymetli tarihi eserlere toslaya toslaya, naralar atarak, yanındakileri rahatsız ederek, her şeyin altını üstüne getiriyor. Barlar ise ne rezilliklere sahne olur, onu Allah bilir. Yazmaya elim varmıyor. Müdür bey konferansında, müzelerimizin % 80'e yakınının çağdışı olduğunu, genç rehberlere, mesleklerinin başında, kötü haber olarak veriyor. Kültür Bakanımız Sayın İstemihan Talay'ın bir ara tiyatro müdürleri başını ağrıtmıştı. Onun insani ve yumşak idaresini, şimdi de bazı müze müdürleri kötüye mi kullanıyor. Bakan bey bu ifadelere katılıyor mu? Buna hemen çare bulunmalıdır. Yine Kültür Bakanlığına bağlı Topkapı Sarayı Müzesine her gidişimde, 4'üncü Avludaki, yani Has Bahçedeki Mecidiye Köşkünü ve onun altındaki Fatih Köşküne bitişik tenteli restaurantı gördüğümde içim sızlar. Hep hayal ederim: Burada yanan ocaklardan biri patlasa, gaz tüpü veya doğalgazdan bir sızıntı alev alsa; hemen bitişiğindeki Müzenin Hazine ve Kıyafet sergileri ne derece zarar görür? Çıkacak bir yangın, değil bu yerleri, bütün müzeyi tehdit etmektedir. Duyduğum kadarı ile bu ünlü lokantanın, devlete ödediği kira, gecekondu kirası kadarmış. Söyleyenlerin yalancısıyım. Turistin kullanacağı WC'lerin ihtiyaca cevap veremediği bir mekanda, patates cipsi ve kebap kokuları arasında müze gezme, sanat ve tarih severlere eziyet olmaktadır. Hayran olduğumuz Avrupa'nın böyle lokantalı müzesi acaba var mı? Yoktur. Bildiğim kadarı ile, gezi alanı en büyük olan Alman Sanayi Müzesinde, soğuk sandviç ve meşrubat satan büfeler var. Diğerlerine aç girer aç çıkarsınız. Sayın bakanın Bodrum Müze Müdürü ile göndereceği açıklamayı dört gözle bekliyorum. Topkapı Müzesindeki lokantanın da müzenin emniyeti yönünden sözleşmesi iptal edilerek Müzenin dışına çıkarılmasını, naklini istiyorum. Hiç istemediğimiz bir müessif olayın doğması halinde, benim haklı çıkmam, bilirsiniz ki gideni geri getirmez.