Müzeler ve arşivler

A -
A +

Selçuklu devleti, Anadolu Türk Beylikleri ve Osmanlı Devletinin hüküm sürdüğü Anadolu'da bu gün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Dünya Türklüğünü temsil etmektedir. Bulunduğumuz coğrafya, insanlık tarihi yönünden çok mühim bir bölgedir. Yani insanlık tarihi kadar eskidir. Bu bölgedeki tarihi kalıntılar, Dünya Kültür Mirasının en mühim örnekleridir. Yani ülkemiz tam bir tarihi eser zenginidir. Bu zenginliği bizden sonrakilere aktarmanın yolu iyi bir müzecilikten ve arşivcilikten geçer. Türkiye'de müze kurma ve açma Kültür ve Turizm Bakanlığımızca sağlanmaktadır. Bunun dışında çalışmalar yapan bazı kurumlarımız da var. Bunlardan Türk Silahlı Kuvvetleri ön sırayı alır. Harbiye'deki Askeri Müze dünyadaki benzerlerinin en başta gelenidir. Ancak bana göre bir tek İstanbul Askeri Müzesi, binlerce yıllık Türk Tarihi için yetmez. Gönül ister ki, İstanbul'a ilave olarak; Ankara, Samsun, İzmir, Adana, Erzurum ve Diyarbakır'da da askeri müzeler açılsın. Böylece halkımızın elindeki, tarihi vasfı olan binlerce eşya ve silahlar, sahiplerince seve seve müzelerimize bağışlanacaktır. Neticesinde ise kısa sürede zengin müzelere kavuşacağız. Bunu komutanlarımızdan bekliyoruz. Yurt içinde yaptığım son gezilerimde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün müze çalışmalarını görmekten mutlu oldum. Aldığım bilgiye göre; Ankara, İstanbul, Tokat, Kastamonu, Bursa, Gaziantep, Konya ve Antalya gibi on ilimizde müzeler kurup, tarihi eser tespit ve tasnif çalışmaları başlatlatılmış. Bu müzelerde, halı, şamdan, kandil, el yazma bazı eserler ve diğer teberrükat eşyası ile Cihazyar-ı Güzin levhaları sergilenecekmiş. Benim buna bazı ilaveler yapılması teklifim var. Bir çok tarihi camimizde, cümle kapısı, pencere kapakları ve minber kapıları gibi, kündekâri tekniği ile yapılmış ahşap eserlerin maalesef bir çok iç ve dış düşmanları var. Her ne kadar bunlar Dünya kataloglarında kayıtlı olsa da, yine çalma teşebbüslerini sık sık gazetelerden okuyoruz. En azından bu şaheserler durduk yerde tahrip oluyor. Mesela Kastamonu Kasaba köyündeki Çivisiz Mahmud Bey Camii'nin cümle kapısı birkaç defa çalınmış ve şimdi aslı Kastamonu Etnoğrafya Müzesine alınmış, yerine de tıpkı benzeri, imitasyonu konmuştur. Her ne kadar her eserin yerinde kalması daha uygun ise de, kimin ne zaman zarar vereceği bilinemeyen bu eserler, böylece korunmaya alınmış olacaktır. Bu tip cami eserlerinin de yeri, yeni kurulacak bu Vakıf Müzeleridir.Camilerimizin bir çoğu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün malıdır. Kendi malını kendi müzesinde sergilemek en tabii uygulamadır. Bunun bir örneği de Edirne'de II. Bayezit Külliyesi bünyesindeki Darüşşifa'da var. Trakya Üniversitesi Rektörlüğü'nce ziyarete açılan Tıp Müzesi binlerce ziyaretçi tarafından görülmektedir. Bunun yanında, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kurmasının çok faydalı olacağına "İnandığım Vakıf Eserler Üniversitesi'nin" bir kürsüsünün de müzecilik olmasını bekliyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.