Birkaç haftadır Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir müzede, bazı tabloların eksikliği yazıldı, çizildi; noksanlıklar adına yapılan röportajlar, televizyonlarda boy gösterdi. En son sayın bakan çıkıp açıklama yaptı. Neyse ki gürültüler bir müddet için de olsa kesilmiş görünüyor... Bakan beyin açıklamalarında çok ciddiye alınması gereken bilgiler vardı. Ben devlette görev aldım, ama öyle yüksek mevkilerde değil. Şimdi anlaşılıyor ki, bazı kimselerin, çok üst makamlara geldiklerinde, bazı tarihî, müzelik objelerle beraber olma sevdaları varmış. Gül, dalında güzeldir. Tarihî eser de, müzesinde güzeldir. Müze eserleri, milletin ve hatta tüm insanlığın ortak kültür mirasıdır. Hiçbir şekilde, makam odaları süsü değildir. Bir zamanlar yani günümüzden 60-70 sene önceleri, Topkapı Sarayındaki depodan bazı altın zarflı fincanlar Ankara'ya istenmiş derler. O dönemde hazine deposundan çıkarılan bu malzeme Ankara'daki Merkez Bankası bodrumunda muhafazaya alınmış. Odanın anahtarı biri maliye bakanı olmak üzere üç kişide imiş. Meraklı maliye bakanı, kâğıtlara sarılı bu fincanları görmeye meraklanmış ve kâğıtlarını açarken düşürüp birini kırdı diye söylenir. Tarihî eserler görenleri yükseltmez. Ama eseri verenleri, koruyanlarını, kıymetini bilenleri kıymetlendirir. Tarihî esere bakmakla insanlar yükselse, olgunlaşsaydı, müze ziyaretçilerine çıkışta diploma verilirdi. Sayın bakanın ortadan söylediği sözleri, yer, makam ve kişi belirterek açıklaması ne güzel olurdu. Millet de böyle kimseleri tanısın. 30 sene önceki bir şuursuzluğun bu günün kültür bakanının gözetim kusuru gibi gösterilmesi maksatlıdır. Sayın Günay, bakanlığında birçok önemli konunun cesaretle üstüne gitmiştir. Nicelerinin kültür bahaneli hortumlarını kesmiştir. Hak edene iltifatı esas almıştır. Senelerdir kapalı olan bütün hükümdar türbeleri halkımızın ziyaretine açıldı. Bunu istemeyenler, şimdi kulp takma gayretindeler.