1941-1950 arasında, Anadolu'nun bir ilçesinde ilk okulu okumaktayım. Babamın bir kıraathanesi var. İlçede elektrik yok. Ev ve işyerleri elektriksiz. Bazı zengin evlerinde 5 numara gazyağı lambaları, geceleri açık olan işyerlerinde de 150 mumluk lükslerle aydınlanıyor. Lambanın adına lütfen dikkat: Lüks. O dönemin tek lüksü! Fakir evlerinde ise Bezir yağı kullanılan idare lambaları. Ben önceleri idare ışığında, sonraları gaz lambası ile derslerimi yapardım. Gaz lambası camına yani şişesine, bir damla su sıçrasa, hemen tuz buz olur veya şanslıysanız dağılmaz ama bir ceviz kadar delik açılır. Ona bir kağıt yapıştırıp kışı geçirirdik. Pencere camı da bulunmaz. Eğer bir camınız kırıldı ise, oraya bir kağıt yapıştırılır, kış öyle geçirilirdi. Gaz yağı vesikalı. Yani herkes alamaz.. Rahmetli babam kahvede her gün Lüks lambasında gaz kullanıyor. Belediye başkanı bize gaz yağı vermek istemiyor. Parti meselesi. Yani ekmeğimizle oynuyor. Babam bir gece her şeyi göze alıp, Reisin önüne çıkar ve tehdit eder. Ertesi gün de bir teneke gaz yağını alabilir. Bedava değil parayla veriliyor. Rahmetli babaannemin vefatında, kefen bezi almak mesele oldu. Neredeyse rahmetli kefensiz gömülecekti. Kefen için usul şu: Cenazesi olan, önce Belediye başkanına dilekçe verecek. Başkan uygun görürse, Kaymakama havale edecek. O da uygun görürse Birlik denilen ve ilçedeki tek, yarı resmi manifatura mağazasına müracaat ve onlar da uygun görürse Kefen bezini alabilirsiniz. Birliğin ortakları hep iktidar partisinden! Eğer iktidar partisinden değilseniz cenazeniz kokabilir veya eski elbiselere sarıp gömeceksiniz. Vefat pazar günüydü. Kaymakam ilçenin tek ana caddesinde, elleri arkada volta atıyor. Dilekçeyi korka korka uzatan babama, kaymakam hışımla dönüp be.....bu gün pazar. Benim ne hakla istirahatimi bölüyorsun der ve ret eder. Yani paranızla gaz yağı, kefen bezi, ekmek, tuz, kibrit, ispirto ve hele şeker almak, hayat savaşı kazanmak gibiydi. Bu yüzden Anadolu insanı, kuru üzümle çay içmeyi o zaman öğrenmişti. Hangi otların zehirli olmadığını, hangilerinin yenebileceğini o dönemde öğrenmişti. Hayret ettiğim bir şey de, o zamanlarda alkollü içki satışında herhangi bir tahdit hiç olmadı. Bunu halen çözebilmiş değilim.