Nice bayramlara...

A -
A +

Geçen haftaki yazımda, bugünkü yazımın bayram için olacağını yazmıştım. Çok şükür ki mutlu bir şekilde, Kurban Bayramının 4'üncü gününü de idrak etmekteyiz. Bütün okurlarımın, (dinleyicilerimin ve seyircilerimin de) mübarek Kurban Bayramlarını tebrik eder, daha nicelerine, sağlık, yuvalarında huzur ve saadetle kavuşmalarını dilerim. Bayramları, bayram gibi vakar ve sevinçle usulüne uygun şekilde idrak etmeliyiz. Bugün genç olanlar; Allah ömür verirse, yarının büyükleri, yaşlıları olacaklardır. Bu iş bir nöbet işidir. Tatile gidenlere sözüm yok, haklarıdır. Ama usul hatası yapmayalım. Önce kırık gönülleri onaralım. Sonra tatil de yaparsak çok görülmez. Bugün sizlere 1874-1875 yıllarında Türk bahriyesinde yaşanan bir olayı da aktarmak istiyorum. O zamanlar Galatasaray Sultanisinde, askerî öğrenciler de okuyor. Binbir güçlükle buraya kaydolan bir öksüz çocuk olan Süleyman, buradaki tahsilini bitirip, 1867'de Heybeliada'ya harbiyeye girer. Bu çocuk senelerce Bahriyeye büyük hizmetler edecek Süleyman Nutki'dir. 1873'te Harbiye üçüncü sınıfında iken, Hüdavendigar okul gemisiyle iki sınıf halinde denize açılırlar. 1875'e kadar bu öğrenciler iki sene Akdeniz'deki bütün limanları, Kızıldeniz, Aden Körfezi, Umman Denizi, Basra gibi yerlerdeki limanları ziyaret edip, Umman yoluyla önce Karaçi, sonra da Bombay limanlarına uğrarlar. Gemi komutanı talebeleri grup grup şehri görmeye gönderir. Her iki yer de o zaman İngiliz idaresindedir. Sahile çıkar çıkmaz, güya refakat ve rehberlik için İngiliz polis ordusu gençleri karşılar ve gezdirir. Halktan "bu efendiler hangi milletten" sorularına polisler, Fransız Bahriye talebeleri derler. Bir Türk öğrenci alışveriş için bir sarrafta, koca bir Osmanlı altını bozdurur. Sarrafa halktan biri yine sorar. O da polislerden aldığı bilgi ile ve İngilizce olarak "Fransız" deyince, Türk ekipten Hafız Faik isimli bir öğrenci, mükemmel İngilizcesi ile "hayır efendiler, biz Türküz ve Müslümanız" deyince halktan biri "öyleyse Fatihayı bir oku" der. O da tecvid kurallarına pek güzel uyarak; euzü besmele ile okuyuverince halktan büyük bir alkış kopar. İngilizlerin polisleri çok huzursuz olup halkı dağıtmaya çalışır. Kargaşa çıkar. Bombay'a vardıklarının ertesi günü cumadır. Öğrenciler grup grup ayrılıp, temiz pak elbiseleri ile şehirdeki camilere, cuma namazı kılmak için ayrı gruplar halinde giderler. Her camide halk bunlara nasıl yardımcı olsunlar âdeta yarışırlar. İngiliz idaresi limana derhal üzerinde top da bulunan üç gemi gönderip; toplarını bizim gemi üzerine çevirtir ve okul gemisi karşısına demirletir. Türk gemisi komutanına derhal limanı terk edin talimatı verilir. Komutan "kömür bitti. Bombay'a para havalemiz gelecek. Ancak o zaman ayrılabiliriz" der. İngiliz idaresi, Türk gemisine kefil olarak, bir yerli tüccardan borç bulup kömür parasını temin eder. Bu para ile acele olarak kömür aldırılıp, Türk gemisi Bombay limanından ayrılmak zorunda bırakılır. İngiliz Liman komutanından, Türk komutan, kendilerine ne gibi zarar verdiklerini sorar. O da aynen "Öğrencileriniz gruplara ayrılarak cuma namazına gittiler. İngiliz idaresi bundan çok rahatsız oldu" der. Kıymetli okurlarım! Hindistan'ı sömürge haline getirmek için, yerli halktan milyonlarca kişiyi öldüren İngiliz sömürgecileri, gittikleri ülkelerde kimsenin kılına dokunmayan Türklere gösterilen bu sempatiyi çekemediler. Bugün Lübnan'da, Balkanlar'da, Afganistan'da vs. diğer dış görevlerde gittikleri yerlerdeki yerli halkın, Türk'ü bağrına basması bizi sevindirmekte, kanlı sömürgecilerin ise bağrını ezmektedir...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.