Nükleer atıklar 'Boğazlar'dan geçirilemez!

A -
A +

Çevrecilerin zaman zaman yaptıkları eylemlere, doğrusu pek sıcak bakmazdım. Zira siyasi bağlantılı bulur, yine kimbilir hangi siyasi yatırımı yapıyorlardır derdim. Son zamanlarda, Türkiye'de yaptıkları olumlu protestolarla, doğrusu benim de fikrî desteğimi kazandılar. Çevrecilerin faydalı eylemleri çoğaldıkça, bir gün beni de Boğazda bir gemiye tırmanırken görürseniz şaşmayın! İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethi ile Türklerin tam kontrolüne girmiştir. Fatih'in bu millete hediyesi değer biçilemeyen bir silahtır. Ta ki 1918 Mondros Mütarekesi'ne kadar 450 sene kesintisiz Türkün malı olmuştur. Avrupa'nın zalim müstevlilerinin Zırhlıları, Dolmabahçe önlerine demirleyince, Tekirdağ-Karacaköy ve Kefken-Bursa-Edremit çizgilerini esas alarak, bunların arasındaki yerleri kendi bölgeleri ilan ettiler. Lozan'a da buna yakın şartlar koydurdular .Türkiye bunu reddetti Ulu önder Atatürk'ün ölümünden iki sene evvel yani 1936'da İsviçre'nin Montreux şehrinde, Türkiye dahil 10 devletin imzası ile Boğazlar sözleşmesi yapıldı. 1936'dan bu güne kadar 65 sene geçti. Gerek ticarî gerekse askerî gemilerin özellikleri köklü değişikliklere uğradı. Bugün Türkiye'nin -Montreux anlaşmasını önüne açıp, kelime kelime uygulasa- hiçbir yabancı gemiyi bir taraftan diğer tarafa geçirmemesi lazım. Öyleyse ne oluyor. Emri vaki oluyor. Yani bu sözleşme Türkiye'nin menfaatleri aleyhine delik deşik, Kevgire dönmüştür. Boğazlar'dan 15 bin tonilatodan büyük gemiler kesinlikle geçemez. Şimdi 250 hatta 500 bin tonluk tankerler ellerini sallayarak geçiyorlar. Tabii geçecekler. Denizcilik Bakanlığını kurmaktan korkuyoruz gibi. Son günlerde gündeme gelen Batılıların, hassaten İngiltere ve Almanya'nın nükleer atıklarının yani çöplerinin, para karşılığı Rusya'da depolanması meselesi, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor. Çünki bu çöpler gemilerle, Akdeniz, Ege, Marmara ve Boğazlar'dan geçerek Karadeniz yoluyla Rusya limanlarına taşınacaktır. Yabancı gemiler zaten bizim denizlerimize sintinelerini kaçak olarak salmaktalar. Bilhassa elverişsiz hava şartlarında, böyle atık gemilerinden birkaç yüz nükleer atık varili veya paket Marmara'ya bırakılıverecektir. Zaten senelerdir Karadeniz sahillerimize vuran atık bidonlarının kimliklerini daha tesbit edemedik. Onları kuma gömmekle uğraşıyoruz. Olmaz böyle şey. Zaten Rus limanlarından petrol yükleyip, Boğazı geçen tankerler İstanbul'u ateşe atıyordu. Bunları durduramadık. Şimdi de Avrupa'nın nükleer pislikleri daha beter sıkıntılar doğuracaktır. Götürüp Okyanusa dökseler ya! Olmaz. Çünki o bölge kendilerine yakın. Bu Nükleer atıklar bahanedir. Esas Rusya'ya, birçok biyolojik silah denemesinden arta kalan ve insanlığın geleceğini tehdit eden biyolojik ve chimique (kimyasal) atıklar gönderilecektir. Türkiye bu konuda derhal tavrını koyarak, milletlerarası bir toplantı girişimi başlatmalıdır. Boğazların yeni statüsü belirlenmelidir. Birleşmiş milletlerde, her türlü atığın, çöpün, elde edildiği ülkede kalması kararını aldırmalıyız. Mademki ürettikleri nükleer ve kimyasal maddelerden kendileri çıkar sağlıyorlar, çöpüne de katlanacaklardır. Nükleeri seven çöpüne katlanmalıdır. Türkiye bu çöp naklinin yol güzergahında bulunmasından dolayı pek çok zararlar görecektir. 'Çernobil'in verdiği zararlar ne çabuk unutuldu. Yüz yıl öncesinin Ermeni iftirasını kanun yapanlar, 'Çernobil'e tık diyemediler. Türkiye Avrupa Birliği'ne adaydır. Ekonomisini düze çıkarmak için Batı'dan yüklü krediler isterken, böyle cesurane isteklerde bulunabilir mi? Evet bulunabilir. Ancak tezimizi candan savunacak yetişmiş devlet adamlarına fırsat verebilirsek. Eğer bugün bu emrivakiyi kabul edersek, yarın daha nelere katlanmak zorunda kalacağımızı kestirmek zor olmasa gerek. Korkunun ecele faydası yoktur...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.