Çanakkale Deniz Zaferinin yıl dönümüne iki gün kala, böyle bir yazı yazmak planımda yoktu. Ancak Fener Rum Patriğinin ABD'ye yaptığı ziyaret ve oradaki politik sözleri, bu yazıya beni zorladı. Fener Rum Patrikliği; Fatih Sultan Mehmed'in bir ihsanı ile kurulmuştur. Ayasofya'dan başlayarak Fatih Camii yanı, Fethiye'deki yer, sonra Fener, sonra Balat ve en son yine Fener'de faaliyetine izin verilmiş bir dini kuruluştur. Lozan Konferansında yurt dışına çıkarılması gündeme gelmişken, Türk'ün engin hoşgörüsü ile, yerinde lütfen bırakılmıştır. Halen Diyanet İşleri Başkanlığının bütün kurumları devletimizin tam kontrolündedir. Ancak Patrikhane faaliyetleri maalesef böyle bir kontrolden uzaktır. Patrik son seyahatine 155 kişilik özel bir uçakla gitmiştir. Şu anda böyle bir özel uçakla seyahate çıkacak Türk iş adamı sayısı bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Türkiye'nin sıkı bir krizden geçtiği şu dönemde, bu Türk vatandaşı patriğin, ülkenin sıkıntıları umurunda değil. Zira bir ay kadar önce Patrikhanede yaptırdığı yeniletme çalışmalarında, yüz milyara yakın bir masrafı da yapabilmişti. Patrikhane 1821'den bu yana bazı suçluların çıktığı bir sabıkalıdır.. Bu suçluların haklılığını savunur gibi, Patrikhane Orta Kapısı ısraren kapalı tutuluyor. İstanbul'un işgali günlerinde Patrik Meletyos, Yunan Kralı Kostantin'e Bizans bayrağını hediye götürmüştür. Patrik uçağı bir Ortodoks vatandaşın tahsisini söylüyor, ama ismini vermiyor. Ben söyleyeyim. Uçağı patrik için Yunanlı armatör Kosta Karras ve onun sevgili arkadaşı tahsis etti. Bu Kosta, Helmepa, Cymepa ve Turmepa gibi örgütlerin finansörüdür. Helmepa, Helen Temiz Deniz Örgütü, Cymepa Kıbrıs Temiz Deniz Örgütü, Turmepa da, Türk Temiz Deniz Örgütü'dür. Hani şu Türkiye'de düzenledikleri gösterilerde, Yunan'ın mahut gemisi ile Pontus'un eski merkezi Trabzon'a kadar Patriğin de bulunduğu ekibin, şatafatlı gidişleri vardı ya. Trabzon'da Ayasofya Camii'nin Ortodoks ibadetine açılması gayretleri, Sümela Manastırının inanç turizminin tetikleyicisi olma ifadeleri vardı ya. O gezinin, deniz temizden ziyade, İstanbul-Trabzon-Aynaroz üçgenindeki bir dini gösteri olduğu aşikardır. Patrik, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını ABD başkanı ve dışişleri bakanından yalvararak istiyor. Ama uluslararası olsun diyor. Bu bölücülük değil midir?!. 1821'deki Patrik Gregoryus'un Sultan İkinci Mahmut Han zamanında, Yunan isyanını bizzat planladığı, isyancılar üzerinde patriğin el yazılı duaları bulunmakla, ihaneti sabit olmuştu. Cezalandı. İkinci Mahmud'un oğlu Abdülmecid Han zamanında, 1844'te Heybeliada'da bir ruhban okulu açılmasına izin verildi. Yüz sene bu okulda birçok Türk düşmanı yetişti. Bunların biri de Kıbrıs Piskoposu Makarios'tur. 1951'de Türk Milli Eğitim Bakanlığı bu okulu yüksekokul olarak kabul etti. 1971'de Anayasa Mahkemesi bu yüksekokulun, Türk Milli Eğitimi içinde ve ona bağlı olmasına karar verdi. Zira Türk eğitimi, devletin yönetim ve denetiminin dışında olamazdı. O zamanın patriği bu okulun Türk Milli Eğitimi'ne bağlı olmasını reddetti. Hem benim ülkemde ol, Türklerin verdiği vergilerle müreffeh yaşa, ama Türk Devletinin denetimini reddet! Ondan sonraki patrikler aynı yoldan gittiler. Şimdi eğer ruhban okulu açılırsa, Türk Milli Eğitimi karışamayacak mı? O zaman Heybeliada'ya Bizans bayrağı mı çekecekler?!. Uluslararası bir din eğitim kurumu olacakmış. Bunu öncelikle Yunan Ortodoks Kilisesi istemez. 1894 İstanbul Depreminde meydana gelen bir fay kırığı halen Heybeliada Ruhban Okulu'nun tam ortasından geçmektedir. Peki illa neden o bina. Eğitimi atalarımız çadırlarda bile yapmıştır. Aynaroz manastırları ile aralarındaki tepişmeye Türkiye alet olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir bölücülük girişimine müsaade etmeyecektir.