5-10 Kasım 2006 tarihleri arasında 6 günde peş peşe, Türk polisine dört büyük saldırı oldu. Bu saldırılar gazete ve televizyonlara intikal edip, bizim de hayretle seyrettiklerimizdi. Cinayet masasından bir başkomiserimiz, görevi başında, bir suçluyu kahvehaneden almak isterken, suçlu tarafından kalbinden vurulup şehit edildi. Gencecik ve vazife aşkıyla yanan başka bir polisimiz, şüphelendiği bir kişiden kimlik ibrazı isteyince, kalbinden bıçaklanarak şehit edildi. Bir polis evine giderken tinerciler tarafından hem darp edildi, hem de beylik tabancası dahil kimlik ve değerli eşya ve paraları bile gasp edildi. Edremit'te sivil giyimli bir başkomiser, pazar yerindeki bir hırsızı iş üzerinde yakalayıp yere yıkar ve fakat azılı suçlu elini kelepçeletmemek için var gücüyle polise saldırır, başkomiser "Bana yardım edin polis" diye bağırmasına rağmen, bir tek pazarcı ve diğer vatandaştan hem de olayı gördükleri halde, yardıma gelmezler; üstelik olayı maç seyreder gibi seyrederler. Suçlunun kaçmasından sonra durumu hazmedemeyen kahraman başkomiser, duyarsız seyircilere bağırarak sitem eder. "Biz sizin için suçluyu yakalıyoruz, beni hepiniz sivil olmama rağmen tanıyorsunuz, yardım istiyorum. Bir tek kişi kıpırdamıyor. İçinizde erkek yok mu, yazıklar olsun size" diyor. Esnaf umursamazca laf atıyor. "Abi burada erkek yok" diye. Polis devletimizin güvenlik güçleridir. Bunlara yardım etmemiz önce insanlık, sonra da Anayasal görevimizdir. Ülkenin her sıkıntısına koşturan Türk Silahlı Kuvvetleri ile Türk Emniyet Kuvvetleri, karda kışta, her türlü imkânsızlıklara rağmen dağda eşkıya ile savaşır. Şehirde mali suçlularla uğraşır. Bozulan kamu düzenini iade için canını dişine takar. Hırsızı, arsızı, yankesicisi, tecavüzcüsü ve daha akla gelebilecek her türlü kanun çiğneyicilerle uğraşan polisin karşısına, hiç akıllı adam gelmez. Bütün ömür boyu mesaisi böyle kimselerle geçen polise yardım etmek, hepimizin boynuna borçtur. Çarşı ortasında güpegündüz adam öldürülür. Yanındaki onlarca esnaf ve müşteri her nasılsa hiçbir şey görmezler. Halbuki, hepimiz biliriz ki, bir trafik kazasında, bir kavgada, bir yangında, hatta bir sokakta hafriyat yapan dozerin başında yüzlerce seyirci hemen toplanır. Ama olaylara şahit ara yok. Eğer bu olaylar, o görmezden gelenlerin başına bir gün gelirse o zaman akılları başlarına gelip; boy boy ilan verirler: Allah rızası için, insaniyet namına olayı gören bilen varsa haber versin. Geçiniz beyim ben o olayı görmedim! Bir izinsiz gösteri olur. Polis birlikleri kalkanlarını alıp yolun üstüne dikilir. Göstericiler Polisi taşlar, kalkanlarını ve hatta bacaklarını tekmeler, polis bütün bunlara rağmen canını dişine takar, olay çıkaranlardan kanun namına 26 kişi yakalar, mahkemeye sevk eder. Aynı gün akşam ezanında yakalananların hepsi serbest!!! Peki Türk ceza kanunundaki maddeler değişti de benim haberim mi olmadı?!. Bildiğim kadarı ile: 1-Görevli memura mukavemet apaçık suçtur. 2-Görevli hatta görevli olmasa da üniformasından dolayı saldırıya uğrarsa; bu da devlet memuruna fiili saldırıdır. Bu da suçtur. Tekmeleme hangisine girer? Girmiyor ki serbestler. 1940-1950 arasında halkı rahatsız eden bir mahalle bekçisinin, itiş kakış arasında bir adet düğmesi kopmuştu da; benim ilçemde yer yerinden oynadıydı! Mahalleli mahkemeye dökülüp ne cezalar almıştı. Neredeeen nereye?..