Son günlerde Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi harekat ihtimali artınca, basınımızda genel olarak haber patlaması yaşanıyor. İnsanları telaşa düşürecek,hatta panikletecek biçimde haber verme gayretine de giriliverdi. Canlı yayın araçları hudut boylarında arzı endam ediyor. Muhabirler telaş ve heyecanla: "şu anda Irak hududu sıfır noktasındayız. Türk toplarının seslerini duyuyorum. Tanklar Kuzey Irak'a girdiler" vs. gibi daha nice ilerde Türkiye aleyhinde delil teşkil edecek sorumsuz konuşmalar gırla gidiyor. Hükümet yasal yetkisini kullanarak, o bölgedeki askeri hareketlenme ile ilgili haberlerin yayınına kısıtlama getirilmesini RTÜK'ten talep etti. Vay efendim basına kısıtlama getirildi. Sansür hortladı. Ardından da demokrasi elden gidiyor çığlıkları. Cumhuriyet tehlikededir feryatları. Benim anladığım kadarı ile basın yayın görevleri, anayasal haktır; ama büyük sorumluluk da ister. Her Türk vatandaşının en baş sorumluluğu vatanın bütünlüğü ve milletin istiklalidir. Bunlar söz konusu olunca her yokluk ve kısıtlamaya katlanırız. Irak'ın tümünün işgali bazı gözleri hâlâ açmamış. Hani Irak'ta demokrasi, zerresi kaldı mı? Sakarya meydan muharebesi günlük bir avuç arpa kavurgası, ayakta ham deriden yırtık çarık ve iki kişiye bir tüfek bile verilemeden yapıldı. Hem doğru oturalım hem de doğru konuşalım. Bu hudut sıfırdaki yayıncılar, terör örgütü tarafı ile ilgili bir intikal, harekat ve ikmal haberi verebildiler mi? Hayır. Terörün inlerine, mevzilerine girebildiler mi? Hayır. Hele bir girmeye davransınlar da görelim. Askerlerin iadelerini, örgüte rağmen görüntüleyebildiler mi? Hayır. O zaman insana sormazlar mı? Sen kendi milletine mi çalışıyorsun, yoksa... Sultan Selahaddin-i Eyyubi'nin on bin askeri vardı. Altıyüzbin kişilik Haçlı ordusuna karşı koydu ve onları darmadağın etti. Sebebi disiplin ve onun devamı gizlilik idi. Richard'ın öncüleri Türk ordularının yerini keşfe çıkarlar ve onları görünce derhal geriye haberci yollarlardı. O haberciler Haçlı ordugahına geldiklerinde, Türk askerinin ordugahlarını darmadağın ettiklerini görüp, bu çabukluğa şaşarlardı. Rahmetli Selahaddin-i Eyyubi'nin ordusu bir köy yakınından geçerken, köyün köpekleri bile bir ses duymazlardı. Yani öyle sessiz ve hızlı davranırlardı. Fatih Sultan Mehmet Han, "sakalımın bir telinin sırrıma vakıf olduğunu (bildiğini)bilsem, bütün sakalımı yolar atardım" diyor ki, O bu prensiple Çağ kapatıp Çağ açmaya imza atmıştır. Yani diyeceğim şu ki, harekat alanı mübarektir, dokunulmazdır. Böyle bir milli meselede gönül ister ki muhabirler teröristlerin oyununu bozacak, haber ve görüntülere yoğunlaşsınlar. Aksi halde muhtemel şehitlik olaylarında; televizyoncusu da, seyircisi de, habercisi ve onun okuyucusu da manen sorumlu oluruz. Memlekette başka haberler bol bol var. Hatta bazı yayıncılar haber bulamayınca, nice asparagasları, kırkı çıkmış nice meseleleri de daha yeni olmuş gibi, bizlere az mı seyrettirdiler. Normal bir küçük ticari şirketin bile, sır bilgileri vardır. Ona bir dokunun da iş adamının nasıl davrandığını görün. Vatan bir ticari şirket, savunması da bir şaka değildir. Olamaz da. Bu medya sessiz çoğunluğu da hiç yabana atmamalıdır. "Bakalım neler olacak" merakına; son Türk devletinin istiklali ve bütünlüğü feda edilemez.