Her 24 nisan yaklaştığında, Türk bütünlüğüne kast edenler tarafından bin bir iftira kampanyası başlatılır. 1915 senesinde yaşandığı hayal edilen bir suç ile Türkiye cumhuriyeti suçlanmaya, milletlerarası arenada mahkum edilmeye çalışılır. Bu meseleyi ilmi sahada araştırma tekliflerine ise, bu iftiracılar hiç yanaşmazlar. Zira yalanları ortaya çıkacaktır. Tarihte kurulmuş bir Ermeni devleti yoktur. Ermeni toplulukları, başka bir devletin bünyesinde, Prenslikler ve Saptarlıklar olarak idare edilmişlerdir. Ancak bazı Ermeni tarihçiler, MÖ:859-612 yılları arasında 247 sene hüküm süren Urartuları Ermenilerin ataları, Urartu dilinin de Ermenicenin temeli olduğu yalanını utanmadan yazarlar. 93 harbi olarak meşhur 1877-78 Osmanlı Rus harbinin sonunda, Erzurum'a kadar gelen Rus kıtalarındaki Rus subayları, bölgedeki yerli Ermenilerle temasa geçtiler. Onları kiliselerde ayin için toplayarak, ihtilal komiteleri haline dönüştürdüler. 1914 kasımına kadar Rusya'dan külliyetli miktarda silah getirtilip Ermeniler silahlandırıldılar. Samsun ve Trabzon limanlarında, yükleme ve boşaltma işlerine, bir yolunu bularak, Ermeni hamal bölükleri yerleştirildi. Bunlar Rusya'dan gelen özel işaretli silah ve cephane sandıklarını, İhtilalci Çetelere ulaştırdılar. Ekmeğini yedikleri Osmanlı Devletine kırk sene böylece ihanet ettiler. 1895 senesi Ermeni isyanlarında, bu yolla getirilen silahlar kullanıldı. 1895 Ekim ayının ilk pazarında, 21 yerleşim merkezinde, aynı saatlerde isyan başlatıldı. Bu isyanı Rusya'nın yanında İngilizler de destekledi. Zira İngiliz Mısır ve Süveyş'in üzerine yatabilmek için, Türk devletine baş ağrıları çıksın istiyordu. Hem Ermenilerin doğudaki isyanları, hem de Filistin topraklarındaki Yahudi bölücülüğü ile Ortadoğu'da, bu günkü gibi kan gölleri oluştu. Bu kadar düşmanla boğuşan Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Harbine kadar ayakta kalabildi. Kasım 1914'te Doğubayezit hududundan giren Rus ordularına, Ermeni gençleri kılavuzluk ettiler. Türk kıtalarının mevzileri, asker sayıları, erzak ve cephane depoları ile yollar hakkında bilgiler vererek Ruslara casusluk ettiler. 1915'e kadar iki sene bu ihanetler devam etti. Suçlular açık açık meydana çıkmıştı. Bir Ermenistan kurmak uğruna, 700 senedir ekmeğini yedikleri Türklere Ermeniler, gözünü kırpmadan ihanet ediyorlardı. Bu ihaneti önleme yollarından birisi, hainleri bulup, Divanı Harplerde cezalandırmak. Diğeri ise bunları savaş alanının dışına sürmekti. Osmanlı Devleti ikinci ve yumuşak yolu seçti. Menzil bölgesindeki Ermenilerin, savaş alanı dışına çıkarılması için, 24 nisan 1915'te bir bakanlar kurulu kararı çıkarıldı. Buna göre böyle zararlı çalışmaları tesbit edilen Ermeniler güney bölgelerinde mecburi iskana tabi tutulacaktı. İlk Cumhuriyet hükumetinde adalet bakanlığı yapmış, Kayseri eski belediye başkanı Rıfat Çalıkan'ın hatıralarında, Ermeni tehcirinin Kayseri'de uygulanışının ne kadar insani şartlarla uygulandığını açık açık görürsünüz. Göçen Ermenilerin tarlalarındaki buğdayını, bahçesindeki meyvesini devlet hasat ederek, ordu ihtiyacı için kullanmış, tarla-bahçe sahibi Ermeniye de alacak kaydedilmiştir. Eğer, Türkler Ermeni soykırımı yapacak olsa, Şam Ermenilerini öncelikle kırarlardı. Çünki bu Ermeniler, Rusya'nın desteği ile Şam başkent olmak üzere bir Ermeni krallığı kurmak için canla başla çalışıyorlardı. Tehcir esnasında Kayseri'de birçok Türk, Ermeni aileleri evlerinde saklayarak, göç eziyetinden kurtarmışlardır. Bu bile Türkün merhametine delildir. Türk milleti, ulu önder Atatürk'ün dediği gibi asildir. Arkasında ne bir soykırım ne de bir toplu mezar hiç bırakmamıştır.