Tarih Kurumu'nun başarısı

A -
A +

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, 14-15 Haziran günlerinde İstanbul'da; "550. yılında Fetih ve İstanbul" adı verilen iki günlük bir sempozyum düzenledi. Toplantıya 25 civarında tanınmış bilim adamı katıldı ki, bunların 6 tanesi yabancı idi. Türk bilim adamlarından bir çoğu da kendi dallarında tanınmış kişilerdi. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun açış konuşmasında, "İstanbul'un Fethinin halen bazı zeminlerde değişik şekilde tartışılmasından yakınması" pek haklı idi. Sayın Halaçoğlu daha dün Iğdır'ın bir köyünde yapılan toplu mezar kazı çalışmaları yaptırırken ekranlarda gördüğümüz çalışkan bir bürokrattır. Tarih Kurumunun sınırlı imkanları ile bu panelde de, zoru başarmasından dolayı tebriklerimi sunarım. Zira Ermenilerin 'Soykırımı' yalanına, yapılan kazılarla, canlı olarak en güzel cevap verilmiştir. Şimdi de son yapılan sempozyumla, birkaç senedir, fethi ve Fatih'i değişik açılardan inceler gibi yapıp da, doğruları göz göre göre değiştirmeye kalkışanlara, milletlerarası bir ilmi toplantı ile cevap verilmiştir. Birinci oturumun başkanı Bilkent Üniversitesi, Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil İnalcık hocanın, fetih hakkındaki tebliği, dinleyenleri hayran bırakmıştır. Böylece, fetih hakkında bazı bilgileri ilk defa, hocanın ağzından duymaktan mutlu oldum. Bunu da kendilerine arz ettim. Birçok kayıtlarda, İstanbul'un düştüğü sırada, Bizans İmparatorunun, Türklere karşı savaşırken öldüğünü okumuştuk. Sayın İnalcık, bunun yanlış olduğunu söylediler. Şöyle ki: "Türk askerlerinin surlardan içeriye aktığını haber alan İmparator, doğruca Tekfur sarayına koşmuş, sakladığı mücevher çekmecelerini kucağına alarak Eğri Kapı yani, Animas zindanlarına doğru kaçarken, Haliç'teki Türk gemilerinden bazı Azap askerleri, bu telaşlı adamı yakalamak istemişler, o da mücevherleri uğruna karşı koyduğunda öldürülmüştür..." Bu arada ilk oturumda, ilk sözü alan Bizantoloji uzmanı Türk konuşmacı, "fetih zamanı Bizansı"nın acıklı durumunu dile getirdi. Bizanslıların haline ağlayacak duruma geldik... Bu sayın Bizantoloji Profesörünün anlattığına göre, zaten zavallı durumdaki Bizans halkını, Fatih acımasızca yokluk, kıtlık ve ambargolarla imhaya çalışmış. Fatih'in askerleri Bizans köylüsünün tarlalarını talan etmişler. Bu Türk profesörünün, Fatih'i ve askerini zalim, Bizans'ı mazlum gibi anlatan bir dil kullanmasının sebebini, ben anlamakta çok zorluk çektim. Sade ben değil, Sayın Prof. İnalcık da zorluk çekmiş olmalı ki, sunumun ardından, konuşmacıya bazı sorular yöneltti ve dedi ki; "Siz bu bilgileri toplarken hiç Türk kaynaklarından istifade etmediniz mi? Benim bu konudaki filan makalemi okumadınız mı?" deyince, konuşmacı utanarak hayır dedi. Bu Bizans tutkusunu bir türlü anlayamıyorum?!. Turistik bir bölge olan Sultanahmet Meydanı, Bizans'ın hipodromu olduğu için, tek çivi çakılmadan park olarak korunurken; Bayezit'teki Ordu Caddesi üzerinde, Bizans artığı birkaç kırık mermer sütun, yaya trafiğini zora sokarken; Okmeydanı gibi Fatih Sultan Mehmet Han'ın vakfı olan ve insanlığın ilk spor kompleksi olan bir saha kimvurduya gitmiştir. Bizans'ı sevenlerin, Sayın Halil İnalcık hocamıza kulak vermelerini tavsiye ediyorum.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.