Geçen haftaki yazımda Vakıflar Genel Müdürlüğünün, ecdat yadigârı tarihî eserleri kurtarabilmek için nasıl gayret gösterdiğini yazmıştım. Bugün bu gayretin temel taşlarından bir teklifi sunmak istiyorum... Konuyu birkaç defa yazdım ama, herhalde böyle mühim konuları, devam üzere işlemekle hedefe varılabilecek. Avrupa'yı gören, gezen ve halen oralarda bulunan okuyucularım pekala bilir ki; o memleketlerde ufacık bir tarihî taş parçası bile, korumaya alınır. Hemen üzerine allı pullu bilgi levhaları konur, kimseye el sürdürülmez.. Bizde tarihî eserlerden Vakıflar'a ait olanların korunması ve hasarlılarının yeniden hayata kazandırılması Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevidir. Takdir edilir ki sayıları yüzbinlerle ifade edilen bu eserlerin bakımları özel uzmanlıklar ister. Bir kubbenin kurşunla kaplanmasının bile ne incelikleri vardır. Yeni yapılan betonarme kubbeli bir caminin kubbesi, kurşunla kaplatılıyor. Ancak betonun içindeki kumlar kurşuna sürtündükçe, onu çizip sonunda yırtılmasına sebep oluyor. Yeniden kaplanıp yine yırtılıyor. Halbuki Osmanlı kubbe kaplama teknolojisinde, kubbenin üstü ince toprakla sıkılaştırılınca, üstüne kaplanacak kurşun da hiçbir zaman çizilmez ve yırtılmazdı. Bu bir örnektir. Tarihî eserleri onarıp yeniden hayata kazandırmak için, birçok dalda uzman personele ihtiyaç vardır. Bunlar bugünkü mevcut eğitim kurumlarında yetişemiyor. Veya sayıları kâfi gelmiyor. Halen birçok tarihî mekanlardaki kazıları yabancı ekipler yapmaktadır. Acıdır, İzmir-Selçuk ilçemizdeki İsa Bey Hamamlarının kazılarını, Avusturyalı bilim heyeti ve arkeoloji öğrencileri yapmaktadır. Avusturya kendi kazılarını bitirmiş, dışa açılmış. Vakıflar Genel Müdürlüğünün kendi elemanını kendinin yetiştirmesi, hem bilimsel açıdan hem de ekonomi sebebiyle çok gereklidir. Bunu sağlayabilmek, kurulacak özel vakıflar üniversitesinden geçer. Bu üniversite kurulmalıdır. Hazır vakıflar kanunu TBMM Komisyonlarında görüşülürken küçük bir ek ile bu iş halledilebilir. Kurulacak Üniversitelerde; tarihî eser inşa teknolojileri, taş mimarisi, ahşap mimarisi, hat sanatı teknolojisi, ebru, kalem işleri ve tezhip sanatlarının mühendis ve teknikerleri yetiştirilmeli. Hatta Harran toprak evleri bile okutulmalı. YÖK'ün de bu konuya çok olumlu yaklaşacağını umuyor ve bekliyorum. Bugün Türk tarihi eserleri, sadece Türkiye cumhuriyeti topraklarında değildir. Balkanlar'da, Romanya, Macaristan, İran Orta Doğu ve Arabistan'da milyonlarca tarihî eser, kurtuluşu bekliyor. Bu da uzman elemanlarla olacaktır. Tarihî eserler ortak insanlık mirasıdır. Bunu kurtarmak hepimizin insanlık görevidir...