Terözim belası, son günlerde gidip Avrupa'nın kapısına dayandı. 1967'de masum istekleri olan öğrenci hareketleri olarak Paris'te sokakta başlayan anarşi, kısa sürede Türkiye'nin İstanbul, Ankara gibi üniversite şehirlerine sıçradı. 30 senelik süreçte her gün sağ ve soldan tanınmış kişileri öldürme noktasına gelindi. Artık Türkiye'nin huzuru kalmamıştı... Türk silahlı kuvvetleri, iç güvenlik görevlerini alıyor ve üstesinden gelmeye gayret ediyordu... 1976-1980 yılları, anarşi ve terörizmin doruğa ulaştığı yıllar idi... Sokaklarda gezemez olmuştuk. Üniversitelerde okumak imkansız hale gelmişti. Binlerce gencimizi kaybettik. 1980 askerî hareketi ile sokaktaki kan durdu. Ancak bu sefer yeni bir dalga, yani bölücülük Türkiye'nin kapısına dayandı. 20 seneden çok bir sürede, Türkiye bu Terörde 30 bin evladını kaybetti. 100 milyar dolarlık ekonomik kayba uğradı. Türkiye'de terörizme bulaşanların hemen hepsi Türk ve hatta Müslümandı. Hiç kimse teröristin din ve milliyetini düşünmedi. Yapılan iş kanunsuz ve suç idi. 1990'lı senelerde Balkanlar karıştı. Bosna'da, Makedonya'da Türklere karşı binlerce cinayet işlendi. 11 Temmuz 2005'te Srebrenica da, 10 sene önce topluca öldürülen 8000 kişinin anma törenleri yapıldı. Avrupalı buna saygı duruşu yapmadı. Benzeri olaylar dünyanın birçok yerinde yaşanmaktadır. Hiçbir semavi din, mensuplarının ihkak-ı hak ile yani, kendi savcı ve hakim olarak hüküm verip infaz yapmasına izin vermez. Yakalama yargılama ve infaz hep devletin işidir. Aksi halde bir karşı terör ve anarşi doğar. Son olarak İngiltere'de, metro ve otobüslere yapılan bombalama saldırıları ile 60 kişiye yakın insan suçsuz yere öldüler. İçlerinde Türk de var. Böyle olayları hiçbir sebeple haklı ve meşru görmüyoruz. İnsanın en dokunulmaz hakkı, yaşama ve inanç hakkıdır. İkisi de din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın mutlaka korunmalıdır. Türkiye'de senelerdir terörden ölenlere nasıl üzüldükse, 1995'te Bosna'da, en son İngiltere'de hayatını kaybedenlere de aynı derecede üzüldük. Ancak İngiltere'de son saldırıda ölenler için, dünyanın birçok ülkesinde Rusya hariç, aynı saatte 14 Temmuz 2005 günü iki dakikalık saygı duruşu yapıldı. Yaşayan her insanın hayatına saygı duyulur. Ölümleri halinde üzülürüz. Ancak gönül isterdi ki, bu saygı duruşuna, aynı günlerde Türkiye'de teröristlerin yola mayın döşemesi ile şehid olan askerlerimizin adı da katılmalı idi. Allahın kullarına saygı, bütün semavi dinlerin emridir. Ölen Türk ise ancak kendi milleti ağlar. Bir Avrupalı ise ona bütün dünya ağlar denirse; bu, barışa gölge düşürür. İngiltere'deki suçluların kimlikleri açıklanırken bilhassa, dinlerinin İslam olması sanki bilerek öne çıkarıldı. Halbuki suçlunun dini, ırkı, değil; mahkum edilecek şey işlediği suçudur. İşlenen suçlarda din unsuru öne çıkarıldıkça, bence barışa bomba konmaktadır. Yani din savaşlarına özendirilme teşvik edilmektedir. Avrupalı birçok devlet adamı Türkiye'ye geldiğinde, önce Fener Rum Patriğini ziyaret edip elini öpmektedir. Devlet adamları laik bir dünyada, böyle el öpme tavırlarını ortaya koyarsa; insanları din yoluna savaşa özendirirler. Bu da dünyamız için büyük tehlikedir.