Türk su medeniyeti ve İSKİ'nin çalışmaları

A -
A +

20 Şubat 2001 Salı günü İSKİ'nin bir toplantısını takip ettim. Zira merak ediyordum ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi su ve kanalizasyon sorumlusu kuruluş neyle uğraşıyordu. İyi ki toplantıyı takip etmişim. Türkiye'nin özel sektör mantık ve verimliliği ile çalışan bir kamu kuruluşuydu İSKİ. İSKİ'nin bir mensubu değilim. Herhangi bir parti üyesi hiç değilim. Açıkca söylüyorum ki, bir çıkarım da yoktur. Takdir veya tenkidimde, bir o kadar da bağımsız ve hürüm. İstanbul yüzlerce yıl dünyanın süper devleti Osmanlının, başkentliğini yapmıştır. Fatih Sultan Mehmed'in Fethi müteakip ilk el attığı, suya kavuşturma çalışmalarıdır. Oğlu Bayezid Han, Sultan Selim ve Büyük Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul'a sular getirtmişlerdir. Şanlı Mimar rahmetli Sinan, İstanbul'a günlük 755 Lüle su akıtmayı başarmıştır. Bir Lüle 36 lt/dk su miktarı demektir. Günde 40 000 ton su demektir. O günün nüfusuna göre kişi başına neredeyse 500 Lt /gün eder. Yüzlerce çeşmeden 24 saat su akardı. Avrupa insanı şahsi temizlik için su kullanmaktan korkardı. Papazların Zaçlı Vaftiz suyunu sürdükleri vücudları, ölünceye kadar bir daha su yüzü görmezdi. Pislikten ileri gelen hastalıklar ve vücut haşeratı içinde ölüp giderlerdi. Türkler ise sokaktan üstlerine sıçrayan çamuru bile yıkarlar ve Temizliğin imandan olduğuna canı gönülden inanırlardı. İSKİ toplantısına 70'ten ziyade "sivil toplum inisiyatifi" denilen kuruluşlar davet edilmişti. Ancak 10 kuruluş temsilcisi gelebilmişti. Bunlardan TEMA vakfı kurucusu ve başkanı sayın Hayreddin Karaca beyefendi çok kıymetli bilgiler verdi. Diğer kuruluş temsilcilerinin sanki öç alacak gibi gergin konuşmalarını normal karşılamadım. Konuşmalar karşısında Genel Müdür Prof. Sayın Veysel Eroğlu'nun sabırlı ve doyurucu takdimleri gönüllere su serpti. 1993'te yollardaki ilan levhalarında, "önce sabunu eline al sonra musluğu aç" veya "yıkama sil" yazılarını okuya okuya, cami bahçelerindeki musluklardan, evine naylon bidonlarla su taşımış bir İstanbullu olarak, bugün gelinen noktaya ağzım açık baktım. 1883'ten 1974'e kadar 96 Km. isale hattı inşa edilmiş, 1974-1994 arasında 130 Km,1994'ten 2000 yılına kadar ise 356 Km. hem de, dev çaplarda su isale hattı inşa edilmiş. Yani 111 yılda 226 Km, 6 yılda bunun % 150 fazlası. İstanbullu'nun hizmetine verilen su miktarı ise, 1884-1974 arasında yılda 413 milyon ton, 1974-1994 yıllarında ilave 177 milyon ton, 1994-2000 yıllarında ise ilave 444 milyon ton. Yine altı yılda sağlanan ilave su, önceki yüzyılda olana eşit. Şehre verilen su miktarı 2 700 000 ton/gün seviyesine getirilmiş. Genel müdür musluk suyunu gözümüzün önünde içiyor ve içmemizi tavsiye ediyordu. Bu su sağlama çalışmalarına ilaveten, su havzalarını koruma çalışmaları da başlatılmış. Havza koruma şeflikleri ile silahlı timlerin kurulması İSKİ'nin işi ne kadar ciddi tuttuğunun açık bir göstergesidir. Su havzalarına bu sene 3 milyon ağaç dikileceğini de sevinerek öğrendik. Ancak TEMA vakfı başkanının, bölge şartları ile uyuşan ağaç cinsleri hakkındaki tavsiyeleri yerindedir ve hepimiz buna uymalıyız. 1960'lı yıllardaki İstanbul'a "Yeşil kuşak kurma projesi" maalesef ters tepti. Zira dikilen ağaçlar İBRELİ yani iğne yapraklı cinslerden idi. Bu cinsler İstanbul iklimi ile hiç barışmadı. Sık sık yangın çıktı. Rahmetli Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad Ormanlarını meşe, kayın ve çınarlarla kurdurmuştu. Demek ki bir bildiği varmış. Sonuç olarak, İSKİ havza koruma çalışmalarında, Kanuni'nin tecrübelerini rehber edinmelidir. Biz de İstanbullular olarak elimizden gelen yardımı yapmalıyız.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.