Tuz, tahta kaşık kaçakçılığı ve yol parası

A -
A +

Kırşehir'in Mucur ilçesinin Seyfede köyünde, bugün Türkiye'de flamingoların konakladığı nadir bir iki sudan birisi, yani Seyfe gölü var. Sığ ve suyu tuzludur. Yaz sıcakları bastırınca suyu azalır. Bütün kıyılarını bembeyaz, kalın bir tuz tabakası kaplar. Aynı ilçenin güneyindeki bazı köylerden de yer altından, kaya tuzu çıkarılır. Gölün kıyısında biriken ve kaya tuzu ocaklarının tuzlarını, devlet çıkartır. Tekel idaresi de yüksek fiyatla satar. Tuz her insanı yakından ilgilendiren bir ihtiyaç maddesi. O dönemde fiyatı çok yüksek. Ekmekten pahalı. Özel tuzlalar yok. Tuz için tek el Tekel adı bile insanı hizaya getirirdi. İkinci dünya harbi sırası, herkes fakir elde avuçta yok. İnsanlar ot, süpürge tohumu yiyor. Tuza bunca para vermemek için, Seyfe gölü kıyısından küreklerle köylüler tuz kazıyıp heybelere doldurup, merkeplerle taşır. İşte tam bu sırada Reci kolcuları yani Tuzla güvenlikçileri ortaya çıkar. Köylü korkudan küreğini kapar kaçar. Merkep kalır. Olay yerinde kalanlar, o zamanki yasalara göre müsadereye tabidir. Kolcular bazen kaçmaya kalkan merkepleri bıçaklarla yaralayarak durdururdu. Yani çüşten anlamayanları. Yaralı ve sağlam merkepler, heybeler, kürekler; yine yasaya göre ilçe pazarında açık artırma ile satılırdı. Rahmetli babam açık artırmadan böyle bir yaralı merkep almıştı. Çocuk kafamla o yaraları iyileştirmek için neler yapmadım ki! Anlatılan acımasız müsadere hikayeleri, çocuk dünyamda nice korku senaryolarına dönüşür geceleri rüyama girerdi. Köylü kıyısında hayvan otlattığı Seyfe gölünün, toprağa karışmış tuzunu değil almak, dili ile yalayamazdı bile. Bu köylü Kolculara nasıl eğilmesin! Köylünün evindeki tuz varlığı, komşulardan devlet sırrı gibi saklanırdı. Bir ihbar olursa evinde tuz yakalananın ocağı sönerdi. Şimdi Tuzlaların özelleşmesine ben şaşırmayayım da kimler şaşırsın. Tekel sistemi bir savaş zamanı bazı maddelere uygulanabilir. Tuz tekeli Düyunu Umumiye için kuruldu. Düyunu Umumiye Lozan'la bitti. 1947'lerde niye vardı ki! Aynı senelerde tahta kaşık yapmak ve satmak yasaktı. Yakalanırsa mal müsadere edilir suçlu ise ağır cezada yargılanıp mahkum edilirdi. Ankara Ulus'ta Vilayetin hemen altında, Kastamonu'dan at arabalarına saklayarak getirdikleri kaşıkları binbir korku ile satmaya çalışırlardı. Yakalanırlarsa ocakları sönerdi. Yasağın sebebi Orman varlığını korumak idi! Komşumuz beş çocuklu bir hanım efendi vardı. Duyduk ki altıncı çocuğu olmuş. Lohusa haliyle sokakta altıncı çocuğu için sevinç çığlıkları atmıştı. Sonradan sebebini öğrendim. Meğer altı çocuğu olanlar yol vergisinden kurtulurmuş. Aksi halde ya yol vergisi vereceksin, ya angarya usulü ile yol yapımında çalışacaksın, ya da ağır cezada yargılanıp hapse atılacaksın. Böyle kaç komşumuz yapılan yollarda işini gücünü bırakıp zorunlu çalıştırılmıştı. O zamanki bazı idarecilerin zihniyeti böyleydi.. Bu 1983'te Boğaz köprüsünü satmaya kalkanlara, sattırmam diyen zihniyetti.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.