Vakıf eserlerin kurtarılması

A -
A +

2006 senesi Vakıflar Genel Müdürlüğünce "Vakıflar Yılı" ilan edildi. Buna bağlı olarak mayısın ilk haftasında geniş vakıf etkinlikleri yapıldı. Bunun bir kısmına davetli olarak katıldım. 6 Mayıs 2006'da Adana Yağ Camii'nden basılan düğme ile, 1111 (Bin yüz on bir) adet onarımı bitirilmiş vakıf eseri kullanıma alınmış oldu. Yani içine insan girer hale geldi. Sivas'ta çok kullanılan bir atasözümüz vardır: "Binaların direği, içinde yaşayan insanların nefesidir". Çok isabetli bir ifadedir. Bir yaz tatiline çıktığımızda bile, 15-20 gün için evimizi kapatsak, hemen bazı yerlerinde bakım işleri çıkıverir. Yüzlerce yıldır ayakta duran vakıf eserlerinin de içine mutlaka insan konmalıdır. Şimdi medreseleri ayakta tutmak için, medreseler açalım demiyorum. Ama o mekana, yapılış maksadı ile çatışan ve çelişen bir konu olmamak şartıyla, yeni bir işe tahsisi bence pek faydalı olur. Manisa'nın Karaköy semtinde bir İvaz Paşa Külliyesi var, yani vardı. Ama tarihin derinliklerinde, bu külliyenin elemanlarının bazı unsurları ortadan kalkmış. Hamam ve cami ise zaman içinde hep kullanıldığından ayakta kalabilmiş. Hamamı bir kişi senelerce işletmiş.. Ama şimdilerde işler kötü gidip hep zarar edince, hamam kapanmış. Vakıflar idaresi bu bina harap olmasın diye, Manisa Türk Ocaklarına cüzi bir bedelle kiralamış. Türk Ocakları başkanı bir profesör kardeşimiz halkın katkılarıyla bu hamamı tam bir kültür merkezi haline getirmiş. Lokal yapmış. Bu değişiklik semte bir canlılık getirmiş. İstendiğinde beş dakikada bir konferans salonu oluveriyor... Gönül ehilleri için bir sayfiye haline getirilmiş. Bu küçük bir misaldir. 1940'larda binlerce vakıf cami, hamam, taşhanlar, kervansaraylar özel şahıslara bazı yollarla verilmiş.. Kastamonu'da bir cami 20 liraya satılmış. Ya tamir et kullan, ya da yık der gibi, Amasya Taşhan'ı ve Bedesten'i konumu bunun pek açık örneğidir. 55 dükkanlı Bedesten, bir Ermeniye havale ile, "tamir et 49 sene kullan" denmiş... Yeşil Irmak'ın sahiline kadar uzanan bu bedestenden şimdi geriye üç beş dükkanlı 20 m'lik bir bina kalmış. Amasya Taşhan'ı ise, içine girmeye insan korkar hale gelmiş ve özel mülkiyette. Mülk sahibi onarım için gücüm yok diyor. Vakfa da devretmeye yanaşmıyor. Buyurun size bir vakıf eser kıyımı! İşte bunları yerinde gören biri olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 1111 adet eser açışını büyük bir sevinçle karşıladım. Ama iş bununla bitmiyor. Yüzbinlerce tarihî eser daha sırada. İlgililere şevk, gayret ve destek vermeye mecburuz. Yoksa bu vakıf eserleri insanlığa kazandıranların kabirleri başına gidip, "ey kıymetli insanlar neden bu kadar çok vakıf yapıp da bizleri böyle yük altında bıraktınız" diye sitem mi edelim?!. Şu günlerde Vakıflar'la ilgili kanun TBMM'nin ilgili komisyonlarında görüşülmektedir. Vakıf eserlerinin kurtuluşu ile ilgili bir teklifimi de haftaya yazmaya niyetliyim...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.