Son üç senedir, Türkiye'de bulunan binlerce vakıf eserine insan eli değmiş ve heder olmakta iken yeniden hayata döndürülmüştür. İlgilileri kutlarım. Vakıflar Genel Müdürlüğünün bu görevi yaparken, işinin ehli sanatkar bulmakta zorlandığını sanıyorum. Bunda da haksız değiller. Bugün 71 ilave 14 yenisi dahil 85 üniversitemiz var. Bunların her birinin 85 adet mimarlık, 85 adet de inşaat mühendisliği fakültesi var kabul ediyorum. Ülkemizde üniversite eğitiminde, modern mimari ve inşa tarzı öğretilmektedir. Bu da çok doğaldır. Ancak ülkemizde mevcut tarihî eserlerin de betonarme mimariye dönüştürülmesini, herhalde kimse istemez. Abes olur. Bir Süleymaniye, Selimiye veya Sultanahmet Camilerinin kubbeli mimariden çatılı düzene dönüştürülmesi mantıksızlık olur. Hatta bunların, betonarme sisteminden daha sağlam olduğunu, son senelerde başımıza gelen deprem afetlerinde yakinen gördük. Böyle bir ciddi durumla karşı karşıya olduğumuz halde, ilgili fakültelerimizde tarihî eserlerle ilgili mimar ve mühendislik eğitimi, bildiğim kadarı ile verilemiyor. Statik hesapları yapılamıyor. Tarihî eserlerin onarımlarında, imza yetkisi sahiplerinin yetkileri, ancak betonarme ile sınırlıdır. Eğer ilgili mühendis, bazı tarihî eserlerin onarımında herhangi bir şekilde çalışmışsa, görevbaşı eğitimi ve olsa olsa usulü ile sınırlı şekilde başarılı olmaktadır. Fakültelerimizde tarihî eserlerimizle ilgili bir ana bilim dalımız hatta tarihî eserler onarım fakültemiz neden yok. Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü'nü, seneler önce sponsorluk yoluyla onarıma kalktılar. Onarım esnasında çeşitli kimyasalların zararları konusunda, ikaz ettiğim halde yine kullanıldı. Çalışanlar mimarlık fakülteleri son sınıfı stajyerleri idi. Bugün Bağdat Köşkü'nün revaklarının sütun başlarından, paslar yol yol olmuş aşağılara akmaktadır. Güzelim kalem işleri mahvolmuştur. Aynı dönemde yine dördüncü avludaki İftariye Köşkü'nün varak kaplamaları, bakılamaz durumda. Yeşil küflere dönüşmüştür.. Yabancı turistler, ziyaretçiler, fıskiyeli havuzun önünde illa bir resim çektirirler. Bu uygunsuz görüntü de böylece sınırlarımızın dışına taşınmaktadır. YÖK ilgililerinin 2006-2007 senesi için tarihî eserlerin onarım ve bakımı için, diplomalı mühendis, mimar ve ara eleman yetiştirilmesini programa almalarını bekliyoruz. Hatta Vakıflar Genel Müdürlüğümüz bir vakıf üniversitesi kurarak; bunun fakültelerini vakıf eserlerin kurtarılmasında hizmet verecek mimarı, mühendisi, hattadı ve hatta teknikerine kadar yetiştirilmesini üstlenmesini beklemekteyim. Böylece yetişenler hat yazılarının eksiklerini tamamlar, çinileri usulüne göre onarır, horasan harcının özelliklerini, onun demlenmesini bilir. Hatta öğrenciler tamamen burslu okutularak, iş hayatlarında da vakıflarla çalışması sağlanır. Osmanlı'nın bir zamanlar hükümran olduğu 20 milyon kilometre karelik bir coğrafyada mevcut milyonlarca eserin uzmanlarca kurtarılması sağlanmış olur. İnsanlığa hizmet olur.