18 Mart 2007 günü, her sene yapılandan biraz daha farklı ve aktif şekilde, Çanakkale Deniz zaferinin yıl dönümünü kutladık. Törenlere Sayın Başbakanın katılması da ayrı bir anlam kazandırmıştır. Çanakkale Deniz Zaferi ve ardından Müstevlilerin 25 Nisan'da başlattıkları karaya asker çıkarma çılgınlıkları, İngiltere ve Fransa'nın, askeri usûl ve strateji hususunda pek cahil olduklarını ortaya koymuştur. Savaşları çocuk oyuncağı gördüler. Araziyi haritada çizilenler kadar küçük ve elle tutulur sandılar. Kazın ayağı öyle değildi. Karşılarındaki de Türk askeri idi. Savaşan milletlerden birinin harp silah araç ve gereçleri, çok üstün teknoloji ürünü ve lojistik imkanları da pek geniş olabilir. Ancak savaşın en önemli unsuru insandır. Silah ne kadar üstün özellikli olursa olsun, onun tetiği bir yürek sahibi tarafından çekilebilir. Bu yürek yoksa, altından tetik yaptırsanız fayda yok. Yürek varsa o tetik bozuk bile olsa yürek o silahı bir yolla yine ateşler. Sizlere bu şanlı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin son deniz zaferinde acı bir yenilgiyi tadan devletlerin mensubu, bazı askeri ve siyasi uzmanların cümlelerini aktarmak istiyorum. ABD'nin o dönemdeki Londra Büyükelçisi diyor ki: "Çanakkale faciasında, cihanın en modern teçhizatlı ve eğitimli askerleri, siyasilerin gaflet ve keyfine feda edildi." Avusturalya genelkurmay başkanlığı yayınladığı tebliğde: "Çanakkale seferi, Churchill denen birisinin hayalhanesinden doğmuştur. Topçuluk mesleğinde kara cahil, beyni sulanmış birisi, ancak böyle bir felakete sebep olabilir." Meşhur İngiliz Amirali Nelson, 1815'te yani Çanakkale Deniz Zaferinden tam 100 sene önceleri şöyle demişti: "Müstahkem mevkilere, Donanma ile hücum eden bir amiral görür veya duyarsanız, biliniz ki o bir KAÇIKTIR" Churchill'in itirafları: "Tanesi 7500 frank etmeyen paslı, basit demir mayınlara boyun eğdik" İng. yazar Ellis Ashmit Bartlett : "Biz Çanakkale'de yapılması en zor harekete kalkıştık. Ve esas noktalara dair gerçek bilgileri elde etmeden, hep adetimiz olduğu üzere, karşımızdaki düşmanı hakir, aşağı görerek; böyle bir külfetli işe sarıldık. Neticedeyse, herkesin kabul ve itiraf edeceği bir hezimete, mağlubiyete uğradık ki; bunun için hiçbir şikayete hakkımız yoktur. 18 Martta mağlup olduk. Bu hususta tevile, falan filana hiç gerek yoktur." İşte yurdumuzda bizi boğmaya gelenlerin boğulduklarının itirafları. İşte 1915 tarihli, numarası belirsiz bir Haçlı seferi daha. Milletlerarası bir konferans toplanarak; bu devletlere, Türk vatanına neden saldırdıkları sorulmalı ve can zayiatının bedelleri istenmelidir. Türkler tarihte, hiçbir İngiliz ve Fransız toprağına saldırmamıştır. Onlar burada ne arıyordu?...