Türkiye-ABD ilişkileri

A -
A +
İkinci Dünya Savaşından sonra Sovyetler Birliğinde Stalin'in; Boğazlar, Kars ve Ardahan ile ilgili isteklerini sıralaması üzerine Türkiye ile ABD arasında yakınlık başlamıştır. Türkiye’nin Güney Kore’ye tugay göndermesi ve NATO’ya girişi ile yakınlaşma son derece gelişmiştir. Ancak ABD’nin "Marshall Yardımı" ile Türkiye ekonomisinin gelişmesi önlenmiştir. Telefon pilinden en küçük askerî malzeme yardımı neticesi savunma sanayi sıfırlanmıştır.
1950 Demokrat Parti iktidarından önce CHP iktidarı döneminde Nuri Demirağ’ın uçak fabrikası İnönü’nün emri ile kapatıldı. Kaldı ki o zaman bazı ülkelere uçak ihracatı bile yapılıyordu. Uçak sanayi yolu tıkandı. 1949 yılında Killigil’in silah fabrikası patlatılarak küresel sermayenin Türkiye’deki uzantıları tarafından yok edildi. Ölen ve yaralananlar oldu. Nuri Killigil ölenler arasında idi. Menderes iktidara gelince Millî İstihbarat Teşkilatında çalışanların maaşlarının CIA tarafından ödendiğini görünce buna son verdi. ABD Menderes’i “kara liste”ye aldı. Ve Menderes montaj da olsa sanayileşmenin kapısını açınca Türkiye’nin tarım ülkesi olarak kalması ihtar edildi. Londra’dan Türkiye’ye dönerken uçağı düşürüldü. Menderes’i Allahü teala korudu. Menderes Moskova’ya gitmek için temasa geçti. Ve 27 Mayıs 1960’ta yapılan darbe neticesi devrildi. Ve idam (şehit) edildi. Menderes Bağdat Paktı’nın mimarı idi. Bu İslam Birliğinin ilk adımı idi. Menderes’ten bu sebeple intikam alındı.
1960 yılında IMF’den kredi almaya başladık. Ülkede yapılacak yatırımlar IMF’nin vesayeti altında idi. Koalisyon hükûmetleriyle ülke ekonomisi geriledi. Eğer koalisyonlar olmasaydı 1950-1960 arası yaşanan demokrasi devam etse idi şu anda Türkiye ekonomisi Almanya’nın önünde olacaktı. Erbakan D-8 ekonomi birliğinin mimarı oldu. 8 İslam ülkesi gelecekteki İslam ortak pazarının temelini attı. 28 Şubat postmodern darbesi ile Demirel Erbakan-Çiller iktidarına son verdi. Kabineyi kurma görevini Demirel Meclis'te çoğunluğu olmayan Mesut Yılmaz’a verdi. Bu dönemde İslamiyeti yaşayanlara da son derece baskı yapıldı. FETÖ’nün kılına bile dokunulmadı. Hatta yolu açıldı. Bankalar soyuldu ve AK Parti iktidarı bu yağmayı ödemek zorunda kaldı.
1960, 1980 ve 28 Şubat darbeleri ile 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasında ABD’nin olduğu inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. AK Parti iktidarı öncesi MİT Başkanı emekli bir general bir gazeteci ile yaptığı röportajda “Ben MİT Başkanı değilim. CIA’nın müdürüyüm” demişti. 2008 öncesi Türkiye ABD-AB-IMF ve bunların uzantısı vesayetçilerden meydana gelen bir kare içinde hapsedilmiş idi. Erdoğan bu duvarı yıktı. Türkiye bir nevi ABD’nin eyaleti idi. Türkiye 2008 yılından sonra ilk defa bağımsız oldu. Son günlerde ABD Dışişleri Bakanı Türkiye’ye geldi. Ve hesaba çekildi. "PYD-YPG’ye ne vadettiniz? FETÖ liderini neden teslim etmiyorsunuz? Koskoca ABD PYD’nin 10 bin askerine mi muhtaç? Halk Bankası yetkilisi neden tutuklandı? (Tutuklama sebebi hukuksuzdur. Gerekçe: Halk Bankasının Amerikan finans sistemi ve ABD para birimini kullanmamasıdır. Türkiye’yi eyaleti gibi gördüğü için) Adil Öksüz’ü ABD Konsolosluğu neden aradı?.." soruları soruldu. ABD Dışişleri Bakanına bu soruların sorulması Türk siyasi tarihinde bir “Milat”tır.
“Evet” ile daha güçlü olacağız. Lozan’da Türkiye’yi sınırları içine hapseden ABD-AB Türkiye’nin güçlenmesine karşıdır. Rusya’ya da güvenilmesin. Masada yanımızda, sahada karşımızdadır! Son olarak İdlib’de kimyasal gaz kullanan katil Esad taşeron, Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesinin liderleri (İnsan müsveddeleri) asıl suçludur. Yazıklar olsun. Hem de binlerce kere...
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.