Bir Müslümanın arkadaşını ya-lanlaması, onun sırrını açıklaması güzel ahlâka ters düşer. İlk devir Müslümanları arkadaşlarını üzmekten o kadar kaçınmış ve sakındırmışlar ki, ondan daha iyisini yapmak mümkün değildir. Arkadaşlara yardım etmede, iyilikte o kadar teşvikte bulunmuşlardır ki, artık kimsenin aklına arkadaşımdan bana zarar gelir düşüncesi gelmemiş. Kişinin arkadaşı, sen arkadaşına 'kalk!' dediğin zaman, o da 'nereye' derse, böyle bir kimseyle arkadaşlık yapma! Aksine arkadaşlık 'nereye?' diye sormak değil, derhal kalkıp sormaksızın arkadaşına tâbi olmaktır. Ebu Süleyman ed-Daranî şöyle demiştir: "Irak'ta bir arkadaşım vardı. Sıkıntıya düştüğüm zaman ona gidiyordum. O da kesesini bana atar istediğimi kesesinden alırdım. Bir gün kendisine gittim, sıkıntıda olduğumu söyledim. O bana dedi ki: 'Ne kadar istiyorsun?' Bunun üzerine onun arkadaşlığı benim gözümden düştü, arkadaşlığı bıraktım." Ebu Umame Bahilî'nin rivayet ettiği hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: Resulullah Efendimiz, biz münakaşa ederken çıkageldi. Bu durumumuzu görerek üzüldü. Bize buyurdu ki: "Ey eshabım! Tartışmayı bırakın. Çünkü o, arkadaşlar arasında düşmanlığı körükler." Eskiler, "Arkadaşından bir mal istediğin zaman, o da sana 'Ne yapacaksın?' diye sorarsa o, arkadaşlık hakkını terketmiş olur" demişlerdir. Arkadaşlığının devamı ve payidar olması, ancak sözde, fiilde ve şefkatte uygun hareket etmeye bağlıdır. Nitekim Ebu Osman Hıyfî şöyle demiştir: "Arkadaşlara uymak onlara şefkat göstermekten daha hayırlıdır." Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Muhakkak ki, malınızı vermek suretiyle herkesi memnun edemezsiniz. Fakat güler yüzle ve güzel ahlâk ile memnun edin." "Bir kimsenin ayıbını örten hiçbir kul yoktur ki, Allahü teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örtmesin." Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr