Geçenlerde TOBB, "Savurganlık Ekonomisi" isimli bir rapor yayınladı. Rapora göre son on yolda, israf edilen, gereksiz yere harcanan para 195 milyar dolar. Yanlış politikalar neticesinde PKK'ya harcanan 100 milyar dolar, 80 milyar dolarlık Irak ambargo zararı bu rakama dahil değil. Yani bunları da dahil edersek boşa giden para, toplam iç-dış borcumuzdan üç kat daha fazla. Bu savurganlık yani israf yapılmasaydı; ne enflasyon olacaktı, ne de ekonomik kriz... Huzur içinde gül gibi geçinip gidecektik. Dinimizin bütün emir ve yasakları, insanların, huzuru ve rahatı içindir. Dinimiz, bunun için israf üzerinde çok durmaktadır. Neden bu kadar israf üzerinde durduğu, çekilen bu sıkıntılardan sonra daha iyi anlaşılmaktadır. Bu vesile ile dinimizin israfa verdiği öneme değinmek istiyorum bugün... Malı, dinin, aklın uygun görmediği yerlere dağıtmaya, harcamaya "isrâf" denir. İsrâf çok zararlı bir hastalıktır aslında. İsrâfın kötülüğünü göstermek için, Allahü teâlânın, "İsrâf etmeyiniz! Allahü teâlâ, isrâf edenleri sevmez." meâlindeki kelâmı yetişir. İsrâ sûresindeki âyet-i kerîmede de meâlen, "Tebzîr etme! İsrâf etme, israf edenler, şeytânların kardeşleridir." buyuruluyor. Şeytanın kardeşi de, şeytan olur. Şeytan isminden daha kötü bir isim yoktur. İsrâfı, bundan daha çok kötüleyen birşey düşünülemez. Allahü teâlâ, mallarını isrâf edenlere birşey vermeyiniz, diye emrederken, bunları en kötü bir isim ile adlandırıyor. Nisâ sûresindeki âyet-i kerîmede meâlen, "Mallarınızı sefîhlere, alçaklara vermeyiniz!" buyuruyor. Kur'ân-ı kerîmde Fir'avnı kötülerken, "O, isrâf edenlerden idi." buyuruyor. Lût aleyhisselâmın kavmini de, "Siz, isrâf eden kavimsiniz!" diye kötülüyor. İsrâfın bu kadar kötülenmesinin birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir ni'mettir. Âhıreti kazanmak, mal ile olur. Dünya ve âhıret, mal ile intizâm bulur, rahat olur. Bedenin sağlık, kuvvet bulması, mal ile olur. Başkasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabâyı dolaşmak, fakîrlerin imdâdına yetişmek hep mal ile olmaktadır. Dînimiz, "İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır." buyuruyor. İnsanlara yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nâfile ibâdet etmekten daha çok sevâptır. Cennetin yüksek derecelerine mal ile kavuşulur. Büyük âlim Süfyân-ı Sevrî hazretleri, "Bu zamanda mal, insanın silâhıdır. Yâni, insan canını, sıhhatini, dînini ve şerefini mal ile korur." buyurdu. Medîne-i münevverenin yedi büyük âliminden biri olan Sa'îd bin Müseyyib hazretleri buyurdu ki: "Borçlarını ödemek için ve ırzını, nâmûsunu korumak için ve ölünce, geride kalanlara mîrâs bırakmak için mal kazanmayan kimse, hayırsızdır. Yâni kendine ve cemiyete zararlıdır." İnsanın azmasına, Allahü teâlâyı unutturmasına, ibâdete mâni olmasına sebep olan mal zararlıdır. Ölümü ve ölümden sonrasını unutturan mal da zararlıdır. Bu zararlar çok kimselerde kendini göstermektedir. Bu zararlardan kurtulan az olduğundan, malı kötüliyen haberler çok olmuştur. Görülüyor ki, mal, birbirine zıt iki şeye sebeptir. Hayır ve şer... Hayra, iyiliğe sebep olduğu için medhedilmiş olup, şerre, kötülüğe sebep olduğu için de kötülenmiştir. Büyük bir ni'met olan malı isrâf, Allahü teâlânın ni'metini hakîr görmek, ni'mete kıymet vermemek, ni'meti elden kaçırmak, kısaca küfrân-ı ni'met etmek, yâni şükretmemek olur. Bu ise, ni'meti verenin düşman muamelesi yapmasına, azarlamasına ve azap etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Ni'metin kıymeti bilinmeyince, hakkı gözetilmeyince elden gider. Şükredilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenâb-ı Hak, "Şükrederseniz, verdiğim ni'metleri artırırım. Kıymetini bilmezseniz, elinizden alır, şiddetli azab ederim " buyuruyor. Zamanımızda çekilen sıkıntıların esas sebebi bu; nimetin kıymetini bilememek. Bu kıymet bilmemezlik, şükürsüzlük devam ederse Cenab-ı Hak arkasından gelecekleri bildiriyor!..