Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde adaletli olmamızı emrediyor. Peygamberlerin sıfatlarından biri de "Adalet" sıfatıdır. Toplum hayatında adaletin çok önemli bir yeri vardır. Bir milletin adaletsiz ayakta kalması mümkün değildir. Adaletin tatbiki için de güç lazım. Adalet ve güç bir milletin, bir devletin ayakta kalması için çok önemli iki unsurdur. Adaletsiz güç, insanlık için büyük tehlikedir. Fakat güç, adaletin kontrolünde ise insanlık için büyük bir nimettir. Dünya tarihinde böyle kontrollü güç, çok az zamanlarda görülmüştür. Bu az bulunan örneklerden biri Osmanlı devletidir. En güçlü zamanlarında bile adaletten ayrılmamıştır. Fakat son zamanlarında Osmanlıda bu iki unsur tartışılır hale gelmiştir. Bunun için de Osmanlı, mevcudiyetini devam ettirememiştir. Kendisine bağlı olan milletler tek tek kopmaya başlamış. Bununla ilgili ibretli bir anekdot aktarmak istiyorum... Osmanlıların son devirlerinde, Arap ülkelerinin İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlıyı arkadan vurdukları bir zamanda, Arabistan cephesi subayı Dr. Hayri Bey bir Arap aşireti tarafından esir edilmişti. Aşiret beyinde büyük bir çıban çıkmıştı. Dr. Hayri Bey'e gösterdiler. Küçük bir ameliyat ile adam iyileşti. Fakat tedavi sırasında, işini tam bir ciddiyetle yapan, eğilip bükülmeyen, doktorun gözlerinde bir an için olsun kızgınlık, nefret veya kin eksik olmadı. Aşiret reisi doktora sordu, "Niçin böyle nefretle bakıyorsun?" "Çünkü siz, bizi arkadan vurdunuz! İngilizlerle birleştiniz!" Aşiret reisi alçak bir sesle şu cevabı verdi: "Doktor bey.. Biz Arabız ve Müslümanız elhamdülillâh... Osmanlı Devleti de Müslümandır. Dedelerimiz asırlarca bu din kardeşliği için Araplıklarını hatırlamadılar. Osmanlılardan ayrılsalar dinlerini mi kaybederlerdi? Elbette hayır. Hallerinden memnundular ve ondan hatırlamadılar. Fakat hatırlamamak vazgeçmek değildir doktor bey. Dediğim gibi onlar memnundular. Çünkü Osmanlılar âdildi ve kuvvetliydi. Adalet ve kuvvet! Bunların ikisi bir arada olunca mesele kalmaz. Bir başka ırkı veya kavmi elde tutabilmek için bunlar lâzımdır. Hem de tam olarak olması lâzımdır. Osmanlı Devleti ise uzun zamandır ne âdil, ne de kuvvetli. İttihatçıların, Cemal Paşaların yaptığı zulümler ortada. Sığınacak bir yer aradık, İngilizler, refah vâdettiler. Onlara kandık. Siz şimdi yalnız aldığımız paraları düşünüp bize hain, hem de din haini gözüyle bakıyorsunuz. Allah adına yemin ederim ki, biz hain değiliz, biz yaşamak, ayakta kalmak için böyle yaptık." Nimetin kıymeti bilinmezse nimet elden gider; bu genel kural. Osmanlının çöküşünde kabahati hep dışarıda aramak yanlış olur. Osmanlı, son zamanlarda sahip olduğu nimetin kıymetini bilmedi. Cenab-ı Hak da nimeti ondan aldı. Mekke'de bir küçük mescidde bundan birkaç yıl evvel bir cuma hutbesinde Arap bir hatîbin şu ifâdeleri ne kadar mânidardır: "Ey mü'minler! Bir milletin, adaletle yürüdüğü zaman nasıl aziz olduğunu anlamak isteyenler Osmanlıya baksın. Onlar ilk zamanlar bize valiler, kumandanlar ve idareciler gönderiyorlardı. Sonraları ise eli kazma-kürekli işçiler göndermeye başladılar!.." Bu gerçeği müşahede eden Edmondo de Amicis de şunları söyler: "Şu noktada genellikle bütün dünya müttefiktir. Şimdiki Türkler, ecdâdının değerinde değildir. Zîrâ bugünküler, bizim teknik ve teknolojimizin yerine kumaşlarımızı, nefsânî rahatlık sebeplerimizi, ayıplarımızı, kötülüklerimizi ve mânâsızlıklarımızı benimsemiştir. Bu arada Osmanlı Türk seciyesinin bütün iyi taraflarını kaybettikleri de bir gerçektir."