Allah sevgisi ve Allah aşkı, İslâmiyetin en yüksek değerlerindendir. Fakat Allah korkusu da dinimizin esaslarındandır. Çünkü, akıllı olmak bile Allah korkusu ile ölçülmektedir. Hadis-i şerifte, "Aklın çok olması, Allah korkusunun çokluğu ile belli olur" buyuruldu. Buna rağmen, dünyaya düzen vermek için yalnız bu sevgi yeter deyip, bütün saadetlerin başı olan Allah korkusunu küçük ve lüzûmsuz görmek, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden haberi olmamanın açık bir alâmetidir. İnsanların her bakımdan en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, "Allahü teâlâdan en çok korkanınız ve çekineniniz, benim" buyuruyor. Bu hadis-i şerif ve bu mealdeki diğer hadis-i şerifler, Allah korkusunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedirler. Allah'tan korkmak, bir zâlimden korkmak gibi sanılmamalıdır. Bu korku, saygı ve sevgi ile karışık olan bir korkudur. Allah korkusu ve Allah sevgisi, insanları saadet ve huzura kavuşturan iki kanat gibidir. Biri eksik olursa saadete kavuşulamaz Allah'tan korkan bir kimse, O'nun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle çalışır. Hiç kimseye kötülük yapmaz. Kendine kötülük yapanlara sabreder. Yaptığı kusurlara tövbe eder. Sözünün eri olur. Her iyiliği Allah için yapar. Kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Kötü kimselere nasihat verir. Onlara uymaz. Küçüklerine merhametli ve şefkatli olur. Misafirlerine ikrâm eder. Kimseyi çekiştirmez. Keyfi peşinde koşmaz. Zararlı ve hatta faydasız birşey söylemez. Kimseye sert davranmaz. Cömert olur. Herkese iyilik etmek ister. Riyâkârlık, iki yüzlülük yapmaz. Kendini beğenmez. Allahü teâlânın her an gördüğünü ve bildiğini düşünerek hiç kötülük yapmaz. Onun emirlerine sarılır. Yasaklarından kaçar. İşte, Allah'tan korkanlar milletine, memleketine faydalı olur. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: "Bir kimse, Allah'tan korkarsa, herşey ondan korkar. Bir kimse Allah'tan korkmazsa, herşeyden korkar olur. " Allahü teâlâdan korkmalı, O'nun rahmetinden ümidi kesmemelidir. Ümit, korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun daha fazla olması, ihtiyârlarda ümidin daha fazla olması lâzımdır denildi. Hastalarda ümit fazla olmalıdır. Hadis-i şeriflerde: "Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez" ve "Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız" buyuruldu. Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada müminlere ve kâfirlere, herkese birlikte yetiştiği ve herkesin çalışmasına ve iyiliklerine dünyada karşılığını verdiği hâlde, âhırette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. Nitekim Hûd sûresi, onbeşinci âyetin tefsirinde, "Görüşleri kısa, akılları eksik olanlar, âhıreti düşünmeyip her iyiliği, şöhret, mevki ve hürmet gibi dünya rahatlıklarını ve lezzetlerini kazanmak için yapıyor. Bu yaptıklarının karşılıklarını dünyada kendilerine tamamen verir, umduklarından birini esirgemeyiz. Bunların âhıretteki kazançları, yalnız Cehennem ateşidir. Çünkü, iyiliklerinin karşılıklarını almışlardır. Alacakları yalnız, bozuk niyetlerinin karşılığı olan, Cehennem ateşi kalmıştır. Hırs ve şehvetleri için, gösteriş için yaptıkları iyilikleri âhırette kendilerine yaramayacak, bunları Cehennemden kurtaramayacaktır" buyuruldu. Sadece Allah sevgisinden, merhametinden bahsedip, Cenab-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirmeyenlerin ahırette nasıl perişan hale düşeceklerini bu ayet-i kerime açık bir şekilde ortaya koymaktadır.