Resulullahın kendisini İslama davet mektubu hakkında bir karar veremeyen Herakliyus, Hıristiyanların reisi ve kendisinin danışmanı Uskuf'a fikrini sordu. O, "Vallâhi O, Mûsa ve İsâ'nın bize geleceğini müjdelediği Peygamberdir. Zaten biz O'nun gelmesini bekliyorduk" dedi. Herakliyus, "Sen bu hususta ne yapmamı tavsiye edersin, neyi uygun görürsün?" diye sordu. Uskûf, "O'na tâbi' olmanı uygun görürüm." dedi. Herakliyus "Ben senin dediğin şeyi çok iyi biliyorum. Fakat O'na tabi olup, müslüman olmağa gücüm yetmez. Çünkü hem hükümdarlığım gider hem de beni öldürürler." dedi. Sonra Hz. Dıhye'yi ve Adiy bin Hâtem'i çağırttı. Dıhye kendisine; "Aramızda bir zât zuhur etti. Peygamber olduğunu beyân etti. Halkın bir kısmı Ona tabi olmaktadır. Bir kısmı da karşı koymaktadır. Aralarında çarpışmalar vuku bulmuştur." dedi. Bundan sonra Herakliyus, Hz. Peygamber hakkında araştırmaya başladı. Şam Vâlisine emir verip Hz. Peygamberin soyundan bir kişiyi muhakkak bulmalarını emretti. Bu arada kendisinin dostu olan ve İbrânîce bilen Roma'daki bir âlime de mektup yazıp bu meseleyi sordu. Roma'daki dostundan bahsettiği zâtın âhir zaman peygamberi olduğunu bildiren bir mektup geldi. Bu arada Şam Valisi, ticaret için Şam'a giden bir Kureyş kervanını buldu. Bunların içinde Ebû Süfyan da vardı. Ebû Süfyan"a "Siz şu Hicaz'daki zâtın kavminden misiniz?" diye sordu. "Evet" cevabını verince, "Haydi bizimle beraber imparatorun yanına gideceksiniz." dedi. Ebû Süfyan'la yanındakileri Şam'a götürdü. Şam Valisi, Ebû Süfyan'ı ve yanındakileri Herakliyus'un yanına çıkadı. O'na bazı sorular sordu. Aldığı cevapların hepsi müspet oldu. Sonra tekrar Hz. Dıhye'yi çağırttı. Dıhye, İmparatora o mübarek güzel sesiyle şunları söyledi: "Ben seni, Mesih'in kendisine namaz kılmış olduğu Allah'a davet ediyorum. Ben seni Mesih'in daha annesinin karnında iken gökleri ve yeri yaratan ve onlara hakim olan Allah'a davet ediyorum. Seni, Hz. İsâ'nın geleceğini müjdeleyip haber verdiği Peygambere imâna davet ediyorum. Eğer bu hususta sen bir şey biliyorsan ve eğer kendin için dünya ve âhiret saadetini kazanmak istiyorsan onları gözlerinin önüne getir. Yoksa âhiret saadetin elinden gider. Dünyada küfür ve şirk içinde kalırsın. Şunu da iyi bil ki, senin Rabbin olan Allah cebbbârları helâk edici ve nimetleri değiştiricidir..." dedi.