Geçenlerde, Alman Prof. Dr. Fritz Neumark'ın, "Sizi, geçmişte silahla yenemeyenler, kendilerine benzeterek hakimiyet sağlamaya çalışıyorlar. Bunun için Batı, her yerde yetiştirdiği adamları vasıtasıyla İslamiyete sapık inançları musallat etti." sözünü nakletmiştim. Son yıllarda İslamiyet üzerine oynanan oyunlar Neumark'ın sözünü doğrular mahiyettedir.Türkiye, Avrupa için korkulu bir rüyadır. Uyuyan bir devdir. Bunun için, bu haliyle Avrupa Birliği, Türkiye'yi kendi bünyesi içine almak istemiyor. Fakat, kendi haline bırakıldığında ya İslam âlemini derleyip toparlayıp başına geçerse!. Bu da uykularını kaçırıyor. Onlara göre geriye tek yol kalıyor. İslamı, İslam olmaktan çıkarmak; adı İslam olan fakat İslamla ilgisi olmayan, ibadetsiz; ahlâki, felsefi bir sistem haline getirmek. Aslında bu yeni bir plan değildir. Geçmişte de bunu yaptılar. Peygamberimiz ve Eshabı zamanındaki, "Ehli sünnet" itikadını zayıflatmak için, Mutezile, Cebriye fırkalarına destek verdiler. Sonraları bunların uzantısı olarak; Şiilik, Behailik, Kadiyanılık, Melamilik, İsmailiyye, Selefilik, Cemaatül-İslamiyye, Cemaatüt-Tebligiyye, Hurufilik, Vehhabilik, Mezhepsizlik... gibi fırkaları çıkarttılar. Böylece, inanç, iman birliğini bozdular. İmandan sonra sıra "ibadetlere" geldi. İbadetleri bozmaya da namazdan başladılar. Çünkü biliyorlar ki, namaz dinin temeli; namaz halledilirse işleri kolaylaşacak. Namaz vakitleri ile oynadılar. Namaz beş vakit kılınmasa da olur, dediler. Mesai saatine rastgeldiği için, öğle ile ikindiyi akşama tehir etmeyi telkin ettiler. Akşam da vakit bulamazsanız, tövbe edersiniz olur biter, dediler. Biliyorlar, bir-iki vaktini kılmayan bir müddet sonra zaten hepsini bırakır. Hatta namaz vakitlerinde sadece dua etmek de yeter diyenler de oldu. Şimdi merkezi namaz projesi var sırada. Namaz bir camide kılınacak, diğer camiler buna uyacak. Zekat mı? Çoğu kimse zaten vermiyor; veren de usul, kural bilmiyor; altın veya mal ile verme kuralı unutturuldu; vermiş olmak için gelip gidenlere boş dönmesinler diye verdiklerini zekata sayıyor, böylece kendilerini tatmin etmiş oluyorlar. Zaten akıl hocaları da, "Kur'an-ı kerimde zekatın oranı bildirilmediği için, gönlünüzden ne koparsa verin yeter!" demiyor mu? Orucu da, oruçlu iken şunu da yapabilirsin, bunu da yapabilirsin diyerek sulandırdılar. İmsak vaktini güneşin doğuşuna kadar uzatarak, oruç olmaktan çıkardılar. Ayrıca, Oruç, yılda bir kez insanın kendi kendini otokontrole tabi tutması ve disiplin altına alması olayıdır. Bunu bir gün durup bir gün yapmak veya aklına geldiği zaman yapmak da mümkün, dediler. Haccı mı soruyorsunuz, onu da zaten Suud'lar Bayram gününü ileri geri alarak yıllardır zaten hallediyorlar. Bu da yetmedi şimdi bizimkiler, yeni projeler üretiyorlar. Aynı günde milyonlarca hacının tavaf yapması zor oluyor, bunu mevsimlere yayalım çalışması sürüyor. Zamanı gelince tatbike koyacaklar. İslamın beş şartını bozmakla da kalmayıp, diğer emir ve yasaklara da uzandılar. Mesela, kurban diye bir şey yokmuş. "Kurban" dediğiniz şey, "sizi Allah'a yaklaştıracak herhangi bir amel" demekmiş. Bir fakiri sevindirmek de kurban yerine geçermiş. Daha neler neler... Şimdi bunlara, dinin içini boşaltmalara bir yenisi daha eklendi. Dinler arası diyalog, hoşgörü çalışmaları... Dini yetkiliye soruyorlar: Diyalog iki dinin kurumları arasında "diplomatik ilişkiler"le sınırlı mı olacak, yoksa, ilahiyat alanında da "diyalog"' geliştirilecek mi? Cevap, "İlahiyat alanında da diyalog kurulacak. İslam ve Katolik ilahiyatçılar karşılıklı çalışmalar yapacaklar..." şeklinde. Bu çalışmaların sonucunu merak ediyor insan. İki din arasındaki orta yol nasıl bulunacak? Hıristiyanlarda, teslis yani üç ilah inancı var. Bizde tek. Acaba, ikisinin ortası "iki" ilahda mı anlaşma sağlanacak? Kim bilir, daha neler göreceğiz, nelere şahit olacağız?