Pek okuyucusu olmasa da piyasada binlerce kitap var; fakat örf adetimize, inançlarımıza uygun olan maalesef pek az. Hedef, sadece para kazanmak olduğu için, kitap piyasasında, nasıl olursa olsun yeter ki çok satsın, çok para getirsin anlayışı hakim. Aslında kitap bir kültür hizmetidir. Dolayısıyla yayıncılıkta, para değil hizmet ön planda tutulmalıdır. İşte bu maksatla yola çıkan, Babıali Kültür Yayıncılık A.Ş. (0212 454 21 69) yeni olmasına rağmen bu alanda büyük bir boşluğu doldurdu. Yayınladığı değerli yayınlarla, halkımızın kısa zamanda teveccühünü kazandı. Böyle yüce bir gayeyi esas alan yayınları tanıtmak da bir hizmettir. Bu maksatla bugün, BKY'nin yeni yayınlanan Prof. Dr. Cevat Babuna'nın "Bilimden İmana" kitabını tanıtmak istiyorum. Bir kitabı en iyi kendi tanıtır düşüncesiyle de, kitabının "DNA ve Evrim" bahsinden bir bölüm sunmak istiyorum sizlere: "Bütün bilimler, kâinatta tesadüfe asla yer olmadığını söylüyorlar. Her yeni keşif gönülleri, tek olan yüce yaratıcıya; Allahü teâlâya götürüyor. Her yeni keşif, O'nun yüce kitabı Kur'an-ı kerimin ayetlerini tefsir ediyor. Buna rağmen duyu organlarına kilit vurulmuş bir küçük zümre, insanları bu gerçekten uzak tutmak için yoğun ve etkili olarak çaba gösteriyorlar. Bunun için temiz niyetlerle yapılmış bilimsel araştırmaları, din haline getirdikleri ideolojileri için istismar ediyorlar. Biz bunlara bilim cambazları adını veriyoruz. Bunlar günlük hayatta bazen bilim adamı, bazen gazeteci, bazen din adamı, bazen de sokaktaki adam olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu iman hırsızlarının, yüz küsur senedir bir türlü ispatlayamadıkları bir teorileri vardır. Kıyamete kadar da ispatlanamayacağını kendileri de biliyorlar. Ancak bilim adamlarının her yaptığı keşfi kendi taraflarına yontmaya çalışıyorlar. Başarılı oluyorlar mı dersiniz? Ne gezer... Her yeni keşif, bir öncekinden daha şiddetli bir şamar olarak iniyor yüzlerine; ama yine de vazgeçmiyorlar. Atomdan hücreye, gezegenlerden galaksilere bütün yaşananları tesadüfe bağlıyorlar. Aslında kendileri de biliyorlar tesadüfen olmadığını; ama inatla iddialarını sürdürüyorlar. Eskiler bu tutuma küfr-ü inadi adını veriyorlar. Yani bildiği, gördüğü halde inkarda ısrar ve inat edenler için kullanılmış bir kelime... 26 Haziran 2000'de insanın genetik yapısı olan DNA moleküllerinin harfleri sıralanmıştı. Yani insan genomu ortaya konulmuştu. Dikkat edin tarih 26 Haziran 2000... Halbuki yıllarca evvel, daha insan genomu bilinmezken evrimcilerin bir iddiaları vardı. Bu, kitaplarda yer alıyordu, konferanslarda anlatılıyordu, yazılarda yazılıyordu. Bu iddia şöyleydi: İnsanla maymunun genetik yapısı % 98 aynı. Dikkat edin, insan genomunun ilanı 26 Haziran 2000 yılında yapıldı, maymunun genomu ise hâlâ bilinmemektedir. Peki iki bilinmeyenin mukayesesini nasıl yaptılar da % 98 gibi bir oran çıkarttılar? Bu zavallıların hiçbir zaman anlayamadıkları bir şey vardır. İnsan beyniyle maymun beyni arasında muazzam bir fark bulunmaktadır. Maymunda düşünme sistemi, yeni bir şeyi bulma kabiliyeti, bilinç yoktur. Maymun, inisiyatif olarak birtakım şeyleri öğrenir ve yapar. Ama insanın beyin gücü vardır. Bu güç, insanı diğer canlılardan ayırır. Biz de sözümüzü şöyle bağlamak isteriz: Gönlünüz hangi yaratığı ata olarak kabul ediyorsa buyurun edin. Biz ilk atamızın insan olduğunu biliyoruz. Çünkü bütün bilimler, insanın ilk atasının yine insan olduğunu, insan neslinin yeryüzünde evrimleşerek değil bir yaratıcı tarafından en güzel bir biçimde yaratıldığını, en eski insanla günümüz insanı arasında, fiziki, akli ve ruhi görünüş bakımından hiçbir fark olmadığını söylemektedir. Eğer evrim teorisi, gerçekten kuvvetli, bilimsel bir teori olsaydı, o zaman böyle aptalca yollara başvurma gereği duymazdı. Dahası, bilim adamlarının maskarası da olmazdı.