Dinsiz fen, fensiz din

A -
A +

Cenâb-ı Hak, bütün insanlara, sayılamayacak kadar çok nimet, iyilik vermiştir. Bu nimetlerin kıymetini bilenler yani, veriliş gayesine uygun kullananlar, dünyada da ahirette de rahat etmişler. Kıymetini bilmeyenler için bu nimetler azaba dönüşmüştür. Nitekim, İbrâhîm sûresinin yedinci âyetinde meâlen, "Nimetlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları artırırım. Kıymetlerini bilmez, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, şiddetli azâb ederim." buyurmuştur. Bir asırdan beri İslam aleminin garîb olması ve son zamanlarda dünyanın zulüm karanlığı ile kaplanması, hep İslâm nimetlerinin kıymetlerini bilmeyip, onlara arka çevirmenin neticesidir. Eğer Batı ülkeleri, bugün teknolojide başarılı oluyorlarsa, bunun sebebi, İslâmın çalışma prensiplerine göre hareket etmeleridir. Bunlar, bir de İslâmiyete inansalardı, âhiretleri de kurtulmuş olacaktı. İslâmiyete inanmadıkları için, âhırette sonsuz azaba duçâr olacaklar.. Bugün Müslümanlar, dinimizin emrettiği gibi çalışmıyor; bunun için de hep geride kalıyor... Bunun böyle olduğunu bilmeyen cahiller, suçu Müslüman olmakta arıyorlar. Bir mal alacağımız zaman, yerli mi Avrupa mı diye soruyoruz. Niye? Çünkü biliyoruz ki, Avrupalı hile yapmamış, kaliteli mal kullanmış, kandırmamıştır. İslamiyet de bunu emretmiyor muydu? Evet... Biz ne yapıyoruz, işin hilesine kaçıyoruz. Kısa yoldan köşe dönmeyi plânlıyoruz. O zaman malımız beğenilmiyor, alıcı bulmuyor... Böylece rağbet olmayınca o müessese geriliyor, yok olmakla karşı karşıya kalıyor... Ortaçağda da Müslümanlar, böyle çalıştıkları için, yâni dinin emrettiği şekilde çalıştıkları için medeniyet rehberi olmuşlardı. Abbâsîler ve Osmânlılar, son zamânlarında, iç ve dış düşmanların tesîrleri ile, fen bilgilerini öğrenmekten ve öğretmekten, fen ve sanat üzerinde çalışmaktan mahrûm edildiler. Bu sebeple muazzam devletleri çöktü. Din bilgisi genelde, îmân, ibâdet ve ahlâktan ibârettir. Bu üçünden biri noksan olursa, din bilgisi, tamam olmaz. Noksan olan şeyin faydası olmaz. Bugün Müslümân olmayan memleketlerde, fen bilgileri ileri ve teknik başarıları göz kamaştıracak derecede ise de, İslamiyetten mahrûmdurlar. Bunun için, teknik vâsıtalarını, insanlara zulüm, işkence yapmakta kullanıyorlar. Medenîlerin değil, vahşîlerin bile yapamayacakları kötülükleri yapıyorlar. İslâm ilimlerine sâhip olmayan böyle devletler, yok olmağa mahkûmdurlar. Târih tekerrürden ibârettir. Yahûdî ve Hıristiyanlar, kitaplarında, görünüşe göre bildirilenleri okuyunca, hakîkatleri de böyle sanarak, yeryüzünü düz ve hareketsiz, güneşin bunun etrâfında döndüğünü, göklerin yer üzerine çadır gibi kapatılmış olduğunu, Allahü teâlânın -hâşâ- insan gibi, kürsîde oturup, işleri yürüttüğünü sanmışlardı... Fakat tecrübe ile bulunan fen bilgileri, bu inanışlarına uymadığından, fen adamları dinsizleşti. Meselâ, din düşmanlığı ile tanınan William Draper (İlm ile dînin çatışması) adlı kitâbında, "Kâinâttan ayrı, kâinâta hâkim, dilediğini yapabilen bir insan yoktur" diyor ki, bu sözü, Allahü teâlâyı bir insan sanıp bunu inkâr etmekte olduğunu göstermekte ise de kitabının bir yerinde de, "Kâinâtta her şeye hâkim bir kuvvet varsa da, bu papazların inandığı ilâh değildir" diyerek kâinatın yaratıcısız olamayacağını bildirmektedir. Görülüyor ki, fen adamları arasında dinsiz olanlar, ya papazların ve câhil halkın yanlış anladıkları hurafe olan şeylere haklı olarak saldırmış, yâhut zamanlarının fen bilgileri arasına sıkışıp kalmış olan kafaları ile düşündüklerinden yaratıcıyı inkâr etmişlerdir. Dinsiz fen, fensiz din olmayacağı için de insanlık huzursuzluktan kurtulamamıştır. Batılı fen adamları bu yanılgıdan kurtulmadığı müddetçe insanlık rahat ve huzur görmeyecektir!.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.