Günümüz insanının en büyük sıkıntılarından biri de, güvenilir, gerçek bir dost bulamamasıdır. Hele bir de dost edindikleri ahmak ise vay o kimsenin haline. Ahmak dostla ilgili Mesnevî'de ibretli bir hikaye var. Bugün sizlere bu kıssayı arz etmek istiyorum: Ormanların kralı arslan, bir ayıya saldırmıştı. Ayı can havliyle bundan kurtulmak için bağırıyordu. Ayının sesini duyan bir avcı gelip, onu arslanın elinden kurtardı. Ayı, arslandan kurtulunca, kendisini kurtaranın peşine düştü. Onun yaptığı iyiliğin karşılığını vermek istiyordu. Adama karşı kendisinde bir muhabbet hasıl olmuştu. Adam da ayıyı sevdi. Beraber dolaşmaya başladılar. Adamı, ayı ile beraber gören iyi niyetli birisi, "Bu hâl nedir, ayıyla senin ne işin var?" diye sordu. O şöyle cevap verdi: "Bu ayıya bir arslan saldırmıştı. Ben de onu kurtardım. Bu hadiseden sonra benimle dost oldu. Yanımdan hiç ayrılmıyor." Bunun üzerine iyi niyetli kimse şöyle bir ikazda bulundu: "Ey arkadaş! Ayıya gönül verme! Ahmağın dostluğu, düşmanlıktan kötüdür. Ne yapacaksan yap, onu yanından uzaklaştır!" Adam bu ikazı yanlış anladı: "Sen bunu hasedinden söylüyorsun. Ayının bana karşı dostluğunu, sevgisini bilsen böyle söylemezsin! Böyle bir sevgiden ne zarar gelir?" dedi. İyi niyetli kimse ikazını şöyle şürdürdü: "Ahmağın sevgisi insanı aldatır. Ben seni kıskanmıyorum. Kıskansam bile, benim hasetçiliğim onun sevgisinden iyidir? Ey kişi beni iyi dinle! Eğer mutlaka dost edinmek istiyorsan, ayıyı değil de, kendi cinsinden birini seç!" Adam ayı ile dostlukta ısrarlıydı: "Haydi işine git hasetçi! Ben, kimden zarar, kimden de fayda geleceğini bilmeyecek kadar aptal mıyım?" diyerek iyi niyetli kimseyi yanından uzaklaştırmak istedi. İyi niyetli kimse son olarak şunları söyledi: "Başına bir iş gelecek diye korkuyorum. Onunla yalnız kalma, hiç olmazsa ayıyla ormana girme! Adamın bütün gayreti, konuşması boşunaydı. Hiç faydası olmadı. Söylenen sözler adamın kulağının birinden girip, ötekisinden çıktı. O kimsenin sözünü, kıskandığı için söylüyor zannetti. Nasihat veren kimse, aralarındaki konuşmasına şöyle devam etti: "Madem sözlerimi dikkate almıyorsun, ben de gidiyorum." "Bir an evvel git! Boşuna boşboğazlık yapmayalım." "Ey kişi son defa söylüyorum. Ben senin düşmanın değilim. Gel peşime takıl. Ayıdan dost olmaz. Bunları senin iyiliğin için söylüyorum." "Sen yoluna devam et! Benim uykum geldi. Biraz yatıp uyuyacağım." "Uyuyacaksan bir akıllıya sığınarak uyu. Bir gönül dostu bul! Ayının korumasına güvenme!" Sonra o kimse, onu kıymetli dostu ayı ile başbaşa bırakıp gitti. Ayının dostluğuna güvenen kimse, yatıp uyudu. Bu konuşmalardan önce, ayının bulup getirdiği balı yiyen adamın, yüzünde bal bulaşığı kalmıştı. Sinekler yüzüne konuyordu. Ayı, iyilik olsun, rahat uyusun diye adamın üzerine konan sinekleri kovalamaya başladı. Fakat kovaladığı sinekler tekrar geliyor, o da tekrar kovalıyordu. Bu şekilde ayı ile sinekler arasında mücadele epey devam etti. Sonunda ayı kızdı. Dağdan değirmen taşı büyüklüğünde bir taşı alıp, adamın başında beklemeye başladı. Birkaç sinek yine gelip adamın yüzüne kondu. Bu sefer ayı, "Şu sinekleri öldüreyim de, dostum rahat uyusun(!)" diye getirdiği taşı, sineklerin üzerine öyle bir vurdu ki, adamın başı yamyassı oldu. Zavallı Kelime-i şehadet bile getiremedi. Ahmağın sevgisi, dostluğu tıpkı ayının sevgisi, dostluğu kadar olur. Bunun için ahmaklardan uzak durmak lazımdır. Atalarımız, "Ahmak dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun" demişlerdir...