İslamiyetin gayesi, kendisine, yakınlarına, milletine faydalı iyi insan yetiştirmektir. Dinimizde buna, "Salih mümin" denir. Bir insanın dünyada ve ahirette rahat ve huzur içinde olması "Salih mümin" olmasına bağlıdır. Peki bunun alameti nedir? Salih mümin nasıl anlaşılır? Evliyânın büyüklerinden Şakik bin İbrâhim hazretlerine sordular:" Bir kimsenin sâlih olup olmadığı nasıl anlaşılır?" Şakik hazretleri bu suâle şöyle cevap verdi: "Bu üç şeyle anlaşılır: 1- Bin insan, kalbinde olan, düşüncelerini sâlihlere anlattığında, eğer onlar hoşlanırlar, anlattıklarından memnun olurlarsa iyi insan demektir. Yok, bu anlatılanlardan hoşlanmazlar, üzülürlerse sâlih insan değildir. 2- İnsan, Allahü teâlânın emirlerini yaptığında değil de, dünya rahatlığını, mevkisini düşündüğü vakit hoşlanır, bunu çok arzû ederse, bu kimse sâlih değildir. 3- Ölümü düşündüğünde, nefsi ölmekten kaçmıyor ve ölmek istiyorsa bu insan sâlih kimsedir. Bir kimsede, bu üç özellik bir araya gelmişse, bu kimsenin Allahü teâlâya yalvarıp, bu hâli kendisinden almaması, kendisine gurur gelmemesi için yalvarması lâzımdır. Sâlih müslüman, yaptığını ihlasla, sırf Allah rızâsı için yapar. Böyle kimse, kendi nefsinin isteklerini değil, Allahü teâlânın isteklerini, emirlerini yapar. Böylece zararlı, kötü işlerden kendini kurtarmış olur. Çünkü Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen, "Şüphesiz ki nefs, bütün gücü ile kötülüğe meyyaldir, kötülüğü yaptırır." buyurulmuştur. Sâlih kimse, amellerinin karşılığını sadece Allah'tan bekler. Başkalarının övmeleri, kötülemeleri ona hiç te'sîr etmez. Büyüklerden birisi yakındakilere, "Kişi ibâdet yaparken, koyun çobanından ibret almalı, onun gibi olmalıdır." buyurunca,"Koyun çobanından nasıl ibret alınır?" diye sordular. Onlara şöyle cevap verdi, "Koyun çobanı, sürüsünün yanında namaz kılar. Fakat kıldığı bu namaz sebebiyle koyunların kendisini methetmelerini beklemez. Her zaman nasıl kılıyorsa öyle kılar. Koyunlar görüyor diye namazı farklı kılmaz. İşte kendini bilen, sâlih müslüman böyle olur. Başkalarının, kendi hakkında söyleyecekleri şeylere aldırmaz. İnsanların varlığı ile yokluğu bir olur." Sâlih kimseler ibâdet ederken şu dört şeye dikkat ederler: 1- Yapacağı ibâdet hakkında yeterli bilgi sahibidir. 2- İbâdete başlarken önce niyyetini düzeltir. 3- İbâdetine sabırla devam eder. 4- Yaptığını, ihlâs ile yapar, ihlâsı elden bırakmaz. Avf bin Abdullah hazretleri anlatır: Hayır sahibi sâlih insanlar, birbirlerine yazdıkları nasîhat mektuplarında şu üç şeyi yazarlardı: 1- Her kim âhiret için çalışırsa, dünya işleri de kendiliğinden olur, Allah ona kâfîdir. 2- Kim Allah ile arasını düzeltirse yâni Allahü teâlânın emirlerini yapar, yasaklarından kaçınırsa, Allah da insanlarla onun arasını düzeltir. Herkes ona iyi muâmele eder. Geçimleri iyi olur. 3- Kim kalbini, niyetini düzeltirse Allah da onun diğer işlerini düzeltir. Yâni kalbini düzeltir. Yaptıklarını Allah rızâsı için yaparsa, Allahü teâlâ da, dinin emirlerine uymayı ona kolay eyler. Büyüklerden biri buyurdu ki: Allahü teâlâ bir kimseyi mahvetmek isterse onu üç şeyle cezâlandırır: 1- İlim verir, fakat ilmi ile amel etmeyi nasip etmez. 2- Sâlihlerle arkadaşlık eder, onların hâlleri ile hâllenmeyi nasip etmez. Onların kadrini, kıymetini bilemez. 3- İbâdet kapılarını açar fakat, ihlâs kapılarını kapar. Bunların üçüne de sebep, o kişinin kalbinin bozuk olmasıdır. Kalbini düzelten kimseler, böyle cezâlara müptelâ olmazlar.