Ehl-i sünnetin reisi: İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe

A -
A +

İslam düşmanları, İslamı açıktan yok edemeyeceklerini anlayınca, Müslüman kılığına soktukları maşaları vasıtasıyla yok etmeye karar verdiler. Bunun için de; 14 asırdır, İslamı korumada sur, kal'a vazifesi gören, âlimleri, Sünni dört mezhebin imamlarını hedefe çektiler. Son günlerdeki İmam-ı a'zam Ebu Hanife düşmanlığı bu oyunun bir parçasıdır. Fakat gayretleri boşuna, İmam-ı a'zam hazretleri bir deryadır, deryaya atılan çer çöp ona zarar veremez. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretleri, İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen büyük âlimlerin en başta gelenlerindendir. Ehl-i sünnetin reisidir. Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezheb imâmlarından birincisi ve Hanefî mezhebinin imâmıdır. "Ebû" baba demektir. "Hanîf" doğru inanan, İslâmiyete sarılan kimse demektir. "Ebû Hanîfe" hakîkî Müslümanların babası, ya'nî imâmı demektir. İmâm-ı a'zamın Hanîfe isminde bir kızı yoktu. ÖMRÜ MÜCADELE İLE GEÇTİ İmâm-ı a'zam, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Gençliğinin ilk yıllarında, Eshâb-ı kirâmdan ba'zılarını görüp, bunlardan hadîs dinlemiştir. İlim sahibi, sâlih ve kıymetli bir zât olan babası Sâbit, Hazreti Ali ile görüşmüş, kendisi ve zürriyeti için duâsını almıştır. Henüz çok genç yaşta olan İmâm-ı a'zam, âilesinden ve gittiği ilim meclislerinden aldığı din bilgileriyle ba'zan münâzaralara katılıyordu. O'nun üstün kabiliyeti, keskin zekâsı, derin anlayışı ve çabuk kavrayışlılığı, yüzünden okunuyordu. Daha ilim tahsiline başlamadığı hâlde sapık fırkalara mensup olanlarla yaptığı münâzaralardaki iknâ kabiliyeti ve üstün başarıları, zamanın büyük âlimlerinin dikkatini çekmişti. Onun bir cevher olduğunu anlayan âlimler, onu ilim öğrenmeye teşvik ettiler. O da bu tavsiyelere uyarak ilim öğrenmeye başladı. İmâm-ı a'zam; kelâm, münâzara ve diğer ilimleri öğrenip fıkıh ilmini tahsile başladıktan sonra, i'tikâdî mes'elelerde insanları doğru yoldan ayırmakta olan sapık fırkalarla mücâdele etmiştir. Sapık fırkaların bozukluklarını göstererek, hem onlara cevaplar vermiş ve hem de kendisinden sonraki asırlarda gelen Müslümanların, İslâmiyeti, her bakımdan doğru, berrak hâliyle öğrenmelerini ve böylece inanmalarını temin etmiştir. İslâm âlimleri, İmâm-ı a'zamı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve evliyâyı da bu ağacın dallarına benzetmişler, O'nun her bakımdan büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise bir veya birkaç bakımdan büyük kemâlâta (olgunluklara, üstünlüklere) erdiklerini belirtmişlerdir. İslâm dünyasında ilimleri ilk defa tedvîn ve tasnif eden O'dur. Din bilgilerini, (Kelâm, Fıkıh, Tefsîr, Hadîs vs.) isimleri altında ayırarak, bu ilimlere âit kâideleri tesbit etti. ŞAŞIRANLARIN SIĞINAĞI Böylece O'nun asrında zuhur eden eski Yunan felsefesine âit kitapların tercüme edilmesiyle birlikte, bu kitaplarda yazılı bozuk sözlerin, fikirlerin din bilgileri arasına karıştırılmasını ve İslâm dînine bid'atlerin sokulması tehlikesini bertaraf etti. İmâm-ı a'zam hazretleri, bu çok mühim vazîfeyi mükemmel bir şekilde yerine getirerek, o asırda tartışmaları yapılan ve din bilgisi az olan Müslümanlar arasında yayılmasına çalışılan sapık fırkaların bozukluklarını göstererek, hem onlara cevaplar vermiş ve hem de kendisinden sonraki asırlarda gelen Müslümanların, İslâmiyeti, her bakımdan doğru, berrak hâliyle öğrenmelerini ve böylece inanmalarını temin etmiştir. İmâm-ı a'zamın hocası Hammâd bin Ebî Süleymân, fıkıh ilmini İbrâhim Nehâî'den, bu da Alkama bin Kays'dan, Alkama bin Kays da Abdullah bin Mes'ûd'dan, bu da Peygamber efendimizden öğrenmiştir. İmâm-ı a'zam ayrıca Ehl-i Beytten, Zeyd bin Ali'den, Muhammed Bâkır'dan ilim öğrendi. Muhammed Bâkır hazretleri ona bakıp, "Ceddimin dînini bozanlar çoğaldığı zaman, sen onu canlandıracaksın, sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın. Şaşıranları doğru yola çevireceksin. Allahü teâlâ yardımcın olacak!" buyurmuştur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.