Okullar geçen hafta yaz tatiline girdi; çocuklarımız başarılı veya başarısız bir yıllarını daha geride bıraktılar. Başarı veya başarısızlık deyince günümüzde hemen okulda gördüğü dersler ve bunlardan aldığı geçerli notlar akla geliyor. Peki başarı sadece bu mudur? Aslında başarı çocuğumuzun aldığı notlar değildir. Çünkü bu dünyanın sonu manasına gelmez; okulda başarılı olamayan hayat mektebinde başarılı olabilir, hayatiyetini daha güzel bir şekilde devam ettirebilir. Ancak başka bir başarı var ki, bundan geçerli notu alamayan için dünyanın sonudur. Bu da çocuğumuzun zaruri dini bilgilerde aldığı nottur; bu bilgileri ne kadar hayata geçirebiliyor budur esas geçerli not. Ne yazık ki, bu konuda çok lakayt davranıyoruz. Okulda başarılı olsun da dini, manevi konulardaki eksikliği bir şekilde tamamlanır, mahallenin camisine göndeririz olur biter, anlayışındayız. Yani yasak savma, vicdanımızı rahatlatma kabilinden şeyler... Çünkü, okula sık sık gidip çocuğu hakkında bilgi alma ve eve gelince derslerini kontrol etme gayretimiz, hassasiyetimiz dini konulara gelince dumura uğruyor her nedense! BEKLENMEDİK DAVRANIŞLARIN SEBEBİ Sonra da çocuğumuz, inancımıza, örfümüze aykırı bir iş yaptığında ortalığı velveleye veriyoruz; sen bizim çocuğumuz olarak bunu nasıl yaparsın, bizi el âleme nasıl rezil edersin, diye çocuğumuza olmadık aşağılayıcı laflar ediyoruz. Anne babaya, akrabaya karşı, saygısız, beklenmedik davranışlarla karşılaşınca, anne babaya böyle mi davranılır, deyip hemen ana baba hakkından bahsederiz! Ne verdin ki ne bekliyorsun; ne ektin ki ne biçmek istiyorsun! Adamın biri yanında oğlu olduğu hâlde, Hazret-i Ömer'e gelerek, - Yâ Ömer! Bu oğlum bana karşı geliyor, diyerek oğlunu şikâyet etti. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, o kimsenin oğluna, - Babana nasıl karşı geliyorsun? Allahtan korkmuyor musun? Babanın, evlâdı üzerindeki haklarını bilmiyor musun? dedi. Bu sırada genç sordu: - Ey mü'minlerin emiri, evlâdın baba üzerinde hiç hakkı yok mudur? Hazret-i Ömer cevap verdi: - Olmaz olur mu hiç! Elbette vardır. Bu haklardan biri, babanın temiz ve asîl bir hanımla evlenmiş olmasıdır. Evlâdın, babası üzerindeki haklarından biri de kendisine iyi bir isim koymasıdır. Ve nihâyet, evlâdına dinini öğretmesidir, İslam terbiyesi ile yetiştirmesidir. Hazret-i Ömer'den bu sözleri dinleyen genç dedi ki: - Vallahi babam bu söylediklerinin hiçbirini yapmadı. Benim annem asîl bir kadın değildir. Dörtyüz dirhem karşılığında babamın satın aldığı Sind'li birisidir. Sonra, bana güzel bir isim değil bilâkis çirkin bir isim koymuş. Ayrıca bugüne kadar bana dinimi, İslam ahlakını öğretmedi, Kur'ân-ı kerîmden bir âyet bile öğretmedi. Gencin bu sözleri üzerine Hazret-i Ömer celâllendi. Gencin babasına dönerek, - Oğlum bana karşı geliyor, diye bana şikâyete geliyorsun. Hâlbuki o sana karşı gelmezden önce sen ona karşı gelmişsin. Önce onun şikâyet için bana gelmesi lâzımdı. Haydi git, diyerek azarladı. BAŞKA NE BEKLİYORSUN? Adamın biri de Ebû Hafs hazretlerine bir adam gelerek, "Oğlum beni dövdü, incitti" dedi. Bunun üzerine Ebû Hafs, "Ona terbiye verip, ilim, irfan öğrettin mi?" diye sordu. Adam, "Hayır" dedi. "Peki, Kur'ân-ı kerîmi ve Kur'ân ahlâkını öğrettin mi?" diye sordu. Adam yine "Hayır" diye cevap verince, oğlunun ne iş yaptığını sordu. Adam, çiftçilikle uğraştığını söyledi. Bunun üzerine Ebû Hafs adama şunları söyledi: - Belki de o, sabahleyin kalkmış, eşeğine binerek öküzleri önüne katmış, köpeğini de peşine takmış tarlaya gitmek üzere yola koyulmuştur. Kur'ân-ı kerim okumasını bilmediği için başlamıştır şarkı söylemeye. Sen de bu sırada ona çarpmışsındır, seni öküz zannedip vurmuştur. Allaha şükret ki kafanı kırmamış. Dinden, imândan, haberi olmayandan daha başka ne beklenir? Namazsız niyazsız, uyuşturucu kullanan, kadın kız peşinde koşan gençler de bunların günümüz versiyonu. Benim çocuğum böyle olmaz, yapmaz diye sakın aklınızdan geçmesin. Evinizdeki çiçeğin bile ilgilenmediğiniz zaman nasıl boynunu büküp kuruduğunu unutmayın!