İmam-ı Gazali hazretlerinin nefs muhasebesi: "Dünyayı terk etmek demek, kalbin onu sevmemesi, ona düşkün olmaması, kıymet vermemesi demektir. Ona düşkün olmamak da, varlığı ile yokluğu müsâvî olmaktır. Bazı şeyler vardır ki, bir bakımdan dünyadandır, başka bir bakımdan âhırettendir. Bu şeyler, birinci bakımdan çirkindir. İkinci bakımdan güzeldir. Bu iki bakımı birbirinden ayırmak ve herbirinin güzelliğini ve çirkinliğini anlamak, İslâmiyeti bilmekle olur. Haşr sûresinin yedinci âyetinde meâlen, "Resûlullahın emir ettiklerini yapınız! Yasak ettiklerinden sakınınız!" buyuruldu. Resûlullah buyurdu ki, "Dünya yaratıldığı zamandan beri, Hak teâlâ ona beğenerek bakmamıştır. Hak teâlâ onu beğenmez". Dünyanın güzelliği, tatlılığı ve tâzeliği kıymetsizdir. Allahü teâlâ, bunlardan râzı değildir. Allahü teâlâ, âhıretin güzelliğinden râzıdır. Âhıret güzelliğine bakar. Enfâl sûresinin altmışyedinci âyetinin meâl-i şerifi, "Siz dünyayı istiyorsunuz. Allahü teâlâ ise, âhıreti istiyor" olup, Allahü teâlânın dünyaya düşkün olanları beğenmediğini bildirmektedir. Yâ Rabbî! Dünyayı, gözümüzde küçült! Âhıreti de kalblerimizde büyült! Fakr ile öğünen ve dünya güzelliğinden sakınan Muhammed hürmetine, bu duamızı kabûl eyle! Dünya hayatı çok kısadır. Her günü geçip hayâl olmaktadır. Her insanın sonu ölümdür. Bundan sonrası da, yâ dâimî azâb veya ebedî nîmetlerdir. Bunların vakitleri, herkese sür'at ile yaklaşmaktadır. Ey insân! Kendine merhamet et! Aklından gaflet perdesini kaldır! Bâtılın bâtıl olduğunu görerek, ondan kurtulmaya çalış! Hakkın hak olduğunu da görerek, ona tâbi ol, sarıl! Vereceğin karar, çok büyük, çok mühimdir. Vakit ise, çok azdır. Muhakkak öleceksin! Öldüğün vakti düşün! Başına geleceklere hazırlan! Hakka tâbi olmadıkça, ebedî azâbdan kurtulamazsın! Son pişmanlık fayda vermez. Son nefeste hakkı tasdik etmek kabûl olmaz. Fakat, müslümanın günahlarına tövbe etmesi, kabûl olur. Ey insan! Başına gelecekleri düşün! Ömrün tükenmeden, aklını başına topla! Etrâfında gördüğün, konuştuğun, sevdiğin, korktuğun kimselerin hepsi, birer birer öldüler. Birer hayâl gibi, gelip gittiler..."