Ey Oğlum! İyi biliyorsun ki, dünyada biri, mevki, rütbe sâhibi olsa, emrinde bulunanlardan birine, mühim bir vazîfe verse, bu vazîfenin yapılmasında, emir verene de fâide olduğu hâlde, bu işçi, bu vazîfeye ne kadar çok ehemmiyyet ve kıymet verir. Bu vazîfeyi, bana büyük bir zât verdi diye öğünür ve seve seve, zevk ile yapmağa çalışır değil mi? Yazıklar olsun! Allahü teâlânın büyüklüğü, yüksekliği, bu kimsenin büyüklüğü kadar değil midir de, islâm dîninin istediklerini yapmağa, böyle çalışılmıyor. Allahü teâlânın emirleri vazîfe bilinmiyor ve vazîfe mukaddesdir! Önce vazîfe, sonra namaz gibi şeyler deniyor. Hâlbuki, Allahü teâlânın emirleri birinci vazîfe olmak lâzımdır. Utanmak lâzımdır. Gaflet uykusundan uyanmamız lâzımdır. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, iki sebebden ileri gelir: 1- Allahü teâlânın emrlerine, yasaklarına inanılmamışdır. Bu ibâdetler arablar içindir. Çöldeki insanların sağlam olması içindir vs. denilmesidir. 2- Allahü teâlânın emirlerine ehemmiyyet vermemektir. Bu emirlerin büyüklüğünü, mevki, kumanda sâhibi kimselerin büyüklüğünden aşağı görmektir. Her iki sebeb ile de, ibâdet etmemenin şenâ'atini, çirkinliğini düşünmemiz lâzımdır. Hucurât sûresi, onsekizinci âyetinde meâlen, "Allahü teâlâ, yaptıklarınızı hep görmekdedir" buyurulduğu hâlde, harâmları, yapıyorlar. Hâlbuki, herhangi bayağı bir kimse, bu çirkin işleri görecek olsa, belki görmek ihtimâli olsa, yapmaktan vazgeçerler. Bu hâlin iki sebebi olabilir: Yâ, Allahü teâlânın verdiği habere inanmıyorlar. Yâhud da, Allahü teâlânın görmesine ehemmiyyet vermiyorlar. Harâmları, bu iki sebep ile işlemek, îmânı mı gösterir, kâfir olmayı mı gösterir? Yavrum, yeniden îmânını tâzelemelisin! Peygamberimiz "aleyhissalâtü vesselâm" buyurdu ki, "Lâ ilâhe illallah, diyerek, îmânınızı yenileyiniz!" Sonra, Allahü teâlânın râzı olmadığı işlerinden tövbe etmelisin. Yasak etdiği, harâm eylediği şeylerden sakınmalısın. Beş vakit namazı cemâat ile kılmalısın. Gece namaz kılabilirsen, teheccüde kalkabilirsen, büyük saâdet olur.