İnsanın dünyada sıkıntı içinde olması, kendini bilmemesi, konumunu, dünyaya geliş sebebini bilmemesidir. Son devir İslam büyüklerinden Abdülhakîm Arvasi hazretleri bu konu ile ilgili bir üniversitelinin suâline verdiği cevapta buyurdu ki: Bütün kuvvetinizle, Allahü teâlânın kudreti sahasından dışarı çıkabilirseniz, çıkınız! Fakat, çıkamazsınız. Bu sahanın dışı, adem diyârıdır. O adem yâni yokluk diyârı da, O'nun kudreti içindedir. Bir sırası düşerek, İbrâhîm-i Edhem'den, birisi nasihat istedi. Buyurdu ki, altı şeyi kabul edersen, hiçbir işin sana zarar vermez. O altı şey şudur: 1- Günah yapacağın zaman, O'nun rızkını yime! Rızkını yiyip de, O'na ısyân etmek, doğru olur mu? 2- Ona âsi olmak istersen, O'nun mülkünden çık! Mülkünde olup da, O'na isyan etmek, lâyık olur mu? 3- Ona isyân etmek istersen, gördüğü yerde günah yapma! Görmediği bir yerde yap! O'nun mülkünde olup, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah yapmak, uygun değildir. 4- Can alıcı melek, ruhunu almaya geldiği zaman, tövbe edinceye kadar izin iste! O meleği kovamazsın. Kudretin var iken, o gelmeden önce tövbe et! O da, bu saattir. Zîrâ, Melek-ül-mevt, âni gelir. 5- Mezarda, Münker ve Nekîr ismindeki iki melek, suâl için geldikleri vakit, kov, seni imtihan etmesinler! Soran kimse dedi ki, "Buna imkân yoktur" Şeyh buyurdu ki, "Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!" 6- Kıyamet günü Allahü teâlâ, "Günahı olanlar, Cehenneme gitsin!" diye emredince, ben gitmem de! Soran kimse dedi ki: "Bu sözümü dinlemezler." Bunun üzerine, o kimse, tövbe etti ve ölünceye kadar, tövbesinden vazgeçmedi. Evliyânın sözünde, rabbânî tesir vardır. İbrâhîm-i Edhem'den sordular ki: Allahü teâlâ; "Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabûl ederim, veririm" buyuruyor. Hâlbuki, istiyoruz, vermiyor? Cevabında buyurdu ki: "Allahü teâlâyı çağırırsınız, O'na itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, O'na uymazsınız. Kur'an-ı kerimi okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenâb-ı Hakk'ın nîmetlerinden faydalanırsınız, O'na Şükretmezsiniz. Cennetin, ibâdet edenler için olduğunu bilirsiniz, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennemi, âsiler için yarattığını bilirsiniz, Ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Ayıplarınıza bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına Şükretsin! Daha ne isterler? Duâlarının netîcesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?