Her şey Kur'an-ı kerimde var mı?

A -
A +

Son yıllarda, dinimizin 15 asırdır, bilinen tatbik edilen emir ve yasakları bazı mihraklar tarafından tartışmaya açılmıştır. En çok tartışılan konu da," Bu mesele, Kur'an-ı kerimde var mıdır, yok mudur " tartışması. Peki, herşey Kur'an-ı kerimde var mı? Tabii ki yok. Çünkü, Kur'an-ı kerim İslamın anayasasıdır. Her şey anayasada bulunmaz. Anayasalarda, temel esaslar, genel prensipler bulunur. Teferruatlar, uygulamalar kanun, yönetmelik gibi diğer kaynaklarda bildirilir. Mesela, anayasamızda, "Herkes mali gücüne göre vergi vermekle yükümlüdür" ifadesi geçer; fakat ne oranda, nasıl alınacağı, kanunla, yönetmelikle belirlenir. Bunun gibi, Kur'an-ı kerimde, namaz kılınması, zekat verilmesi emredilir fakat, namazın nasıl, kılınacağı, kaç vakit olduğu; yine zekatın ne oranda, nasıl verileceği Kur'an-ı kerimin açıklaması olan, Hadis-i şeriflerde bildirilir. Hiç kimse, Kur'an-ı kerimde yok diye, istediği gibi namaz kılamaz, istediği oranda zekat veremez. Bilindiği gibi, dînimizde kaynak dörttür: Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler, icmâ ve kıyâs. Hadîs-i şerîfler, Kur'an-ı kerimin; icma ve kıyas da hadîs-i şerîflerin açıklamasıdır. Dördüncü kaynak olan kıyâstan mezhepler çıkmıştır. Müctehid âlimler, ömürlerini bu uğurda harcayarak, dînin açık olmayan emirlerini açıklamışlar, Müslümanları bu ağır yükten kurtarmışlardır. Dinde müctehid olmayanın, Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden hüküm çıkarması mümkün değildir. Bugün ictihâd yapabilecek derecede âlim de kalmamıştır. Âlimler, hicri 4. asırdan itibaren ictihâd edebilecek kimsenin olmadığında ittifak etmişlerdir. Yanî bugün dînimizi tam, eksiksiz olarak öğrenmek, yaşamak istiyen mutlaka dört mezhepten birine tâbi olmak mecburiyetindedir. İslâmiyetin 15 asırdır, bozulmadan, değiştirilmeden bize ulaşmasını sağlayan mezhepler ve âlimlerdir. Bu ana caddeden ayrılanların îmânlarını muhafaza etmeleri çok zordur. Çünkü, mezhepsizlik, dinsizliğe köprüdür. Bu inceliği asırlar sonra da olsa din düşmanları keşfettiler. Kaba kuvvet ile bir yere varamayacaklarını anladılar. Önce, İslâmiyeti kalplere nakşeden, İslâmiyeti sevdirerek yayan tasavvufu, tarîkatları el altından bozdular. Buralara Müslüman kılığındaki kendi adamlarını yerleştirdiler. Sonra da, İslâmiyeti yıkmada en büyük engel gördükleri mezhepleri ve âlimleri hedef seçtiler. Bu kaleleri yıkmadıkça neticeye varamayacaklarını çok iyi anladılar. Bunun için de, yetiştirdikleri adamlarına, âlimlere, mezheplere, fıkıh kitaplarına hücum ettirdiler. Çünkü, onlar da biliyorlar ki, bu kale yıkılınca kaynak olarak arkasından hadîs-i şerîfler gelecektir. Artık bu sahada daha rahat hareket etme imkânı elde etmiş olacaklar. Şöyle ki; dîni içeriden yıkma çalışmalarına, engel olan bir hadîs-i şerîf gördüklerinde, hemen mevdû, uydurma hadîs, karalamasına girmektedirler. Böylece, bu uydurma, bunun aslı yok derken hadîs-i şerîfleri bertaraf etmektedirler. Eğer bir hadîs-i şerîf çok meşhursa, uydurma diyemiyorlarsa bu defa da Kur'an'a ters deyip inkar ediyorlar. Bütün maksatları dinin kaynaklarını kurutmak. Bugünkü tartışmalar hep bu sinsi çalışmaların ürünüdür. Maalesef, din düşmanları bu çalışmalarında hayli yol almışlardır. Surdan birçok delik açmışlardır. Bugün herkes, eline geçirdiği bir meâlden dînini öğrenmeye çalışıyor. "Kitabımızda ne yazıyor bunu öğrenmeden Müslümanlık olur mu?" gibi câhilce, suçlayıcı ifâdelerle Müslümanlar, zoraki olarak meâl okumaya zorlanmaktadırlar. Böylece farkında olmadan din düşmanlarının tuzağına düşülmektedir. Bilmiyorlar ki, fıkıh kitapları Kur'ân-ı kerîmin emirleri dışında bir şey bildirmez. Fıkıh kitaplarına, ilmihâle göre hareket eden, Kur'ân-ı kerîmin, hadîs-i şerîflerin emrine en doğru bir şekilde uymuş olur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.