İlim, ilmi kötüler mi?

A -
A +

Hiç kimse İslamiyete ilim ile saldıramaz. İslâmiyete ilim ile nasıl saldırabilir? İlim, ilmi kötüler mi? Elbette beğenir. Kıymetlendirir. İslâmiyete, ilim ile saldıran, mağlup olur. Fen "Mahlûkları, hâdiseleri görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak" demektir ki, bu üçünü de, Kur'an-ı kerim emretmektedir. Fen bilgilerine, sanata, en modern harp silâhlarını yapmaya uğraşmak, farz-ı kifâyedir. Düşmanlardan daha çok çalışmamızı, dînimiz emretmektedir. Resûlullahın fenni emreden pek canlı sözleri vardır. O hâlde, İslâmiyet, fenni, tecrübeyi, müsbet çalışmayı emreden dinamik bir dindir. İslâm dînine karşı olanlar, ona doktorluk ile de saldıramıyor. Peygamberimiz, tıp bilgisini çeşitli şekillerde medh buyurdu. Meselâ, "İlim ikidir: Beden bilgisi, din bilgisi" buyurdu. Yâni ilimler içinde en lüzûmlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sıhhat bilgisidir diyerek, herşeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak lâzım geldiğini emir buyurdu. İslâmiyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü, bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir. Bugün, bütün üniversitelerde okutuluyor ki, doktorluk iki kısımdır: Biri hijyen, yâni sıhhati korumak. İkincisi, terapötik, yâni hastaları, iyi etmektir. Bunlardan birincisi başta gelmektedir. İnsanları hastalıktan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın birinci vazîfesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kere, ârızalı, çürük kalır. İşte İslâmiyet, tabâbetin birinci vazîfesini, hijyeni garanti etmiş, teminat altına almıştır. Kur'an-ı kerim, tıbbın iki kısmını da teşvik buyurmuştur. Peygamberimiz Rum imparatoru Herakliüs ile mektuplaşırdı. Bir defa, Herakliüs birkaç hediye göndermişti. Bu hediyelerden biri, bir doktor idi. Resûlullah, kabûl buyurdu. Emreyledi, bir ev verdiler. Her gün nefîs yiyecek, içecek götürdüler. Günler, aylar geçti. Bir Müslüman, doktora gelmedi. Doktor, utanıp gelerek, "Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim. Bugüne kadar, bir hasta gelmedi. Boş oturdum, yiyip içip, rahat ettim. Artık gideyim" diye izin isteyince, Resûlullah tebessüm buyurdu. "Sen bilirsin! Eğer daha kalırsan, misafire hizmet etmek, ona ikrâm etmek, Müslümanların başta gelen vazîfesidir. Gidersen de uğurlar olsun! Yalnız şunu bil ki, burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez. Çünkü, Eshâbım hasta olmaz! İslâm dîni, hasta olmamak yolunu göstermiştir. Eshâbım temizliğe çok dikkat eder. Acıkmadıkça birşey yemez ve sofradan, doymadan önce kalkar!" dedi.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.