İlmi çok olan çok korkar!

A -
A +

Hümanistler ve bunların etkisi altında kalan bazı kimseler, dini kitaplarında geçen, Allahü tâlânın azabı, Cehennem ateşi gibi konulardan rahatsız oluyorlar. Devamlı Allahü teâlânın affedici olduğundan Allah sevgisinden bahsedilmesini istiyorlar. Hatta, İslam âlimlerinin bütün işleri Cehennemin azâbına ve Cennetin nîmetlerine bağladıklarından İslama zarar verdiklerini söylemektedirler. Bu sözlerinde samimi değildirler. Esas maksatları, Müslümanları haramlara, yasaklara alıştırıp bunları sıradanlaştırmaktır. Gerçekten Allah'ı sevselerdi, O'nun emir ve yasaklarına uyarlardı. Dikkat edilirse bu tür insanların İslami yaşantıdan uzak olduğu görülür. Seven sevdiğinin isteklerini yerine getirir. Halbuki, Allahü teâlânın azabından korkmak ve titremek de, onu sevmek gibi ulvî ve ruhîdir. İslâmiyette yükselmiş olanlar, Allahü teâlâya karşı küçülmeyi en büyük şeref bilirler. İşte bu fark, korkunun kıymetli olduğu ince bir noktadır. İnsan ne kadar olgunlaşsa, ruhanî olsa, maddelikten kurtulamıyacağı için, maddî ihtiyaçlarla ve maddî tehlikelerle yine ilgilenir. Bunun için, korku ile olan bağlılık en sağlam ve en kıymetli bağlılık olur. Allah korkusu ile Allah sevgisini başka başka bilmek ve ikincisini beğenip, birincisine karşı olmak, din bilgilerine ve dîn-i İslâmın temel vesikalarına yabancı olmayı gösterir. Başka bir ifadeyle art niyetli olduklarını gösterir. Allah korkusunun önemi, ayet-i kerimelerde açıkça bildirilmektedir: (Fâtır) sûresinin yirmisekizinci âyetinde meâlen, "İlmi çok olanların, Allah korkusu çok olur" ve Rahmân sûresi kırkaltıncı âyetinde meâlen, "Rabbinin büyüklüğünden korkan kimseye iki Cennet vardır" buyuruldu. Bu ayetler, insanları Allah korkusuna teşvîk etmektedir. İnsanlara Allah korkusunu yerleştirmek kötü birşey olsaydı, bu Kur'an-ı kerimde teşvik edilmezdi. Allah korkusunu yasaklamak, bu ayet-i kerimelere inanmamak olur. Kur'an-ı kerimin hemen her sayfası, "Ey îman edenler, Allah'tan korkunuz!" meâlindeki emri ile, Müslümanları Allah korkusuna çağırmaktadır. Hucurât sûresi, onüçüncü âyetinde meâlen, "Allah katında en kıymetliniz, O'ndan çok korkup sakınanınızdır" buyuruldu. Bu ayet-i kerimeler aynı zamanda Allahü teâlânın merhametini, kullarını Cehennem ateşinden uzak tutmak istediğini gösterir. İnsanlardan Allah korkusunu kaldırarak, Allahü teâlâyı yalnız ihsan sahibi sanmak ve kulların dertlerine, sıkıntılarına deva olacak, şefkat ve himâye hâlinde düşünmek, Avrupa Hıristiyanlarını taklîd etmekten, onlara özenmekten ileri gelmektedir. Çünkü, Hıristiyanlar, böyle inanırlar. Allahü teâlâyı, yalnız rahîm, kerim bilerek sevip de, kahrından, azâbından korkmamak, O'nu, kanunlarını yürütmeye gücü yetmeyen bir hükûmet gibi zayıf, yahut çocukların yalnız arzularını yerine getirerek, onları şımartan ana, baba gibi beceriksiz bilmek olur. Allahü teâlânın cemal sıfatı yanında bir de celâl sıfatı vardır. Bu dünyada, her mahlukta, herşeyde, Allahü teâlânın hem rahmet sıfatı, hem de kahr, gadap sıfatı tecellî etmektedir. Mesela, su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamaları için, temizlik için, yemek, ilâç yapmak için lâzım olduğu gibi aynı su, denizde binlerce insan boğmakta, sel suları evleri yıkmaktadır. Cennetin yanında Cehennem de vardır. Cehennemden, Cehennem azabından bahsetmeyip, sadece Cennetten, Cennet nimetlerinden bahsetmek dini eksik anlatmak olur. Bu da bir art niyet ifadesidir. İslamiyeti Hıristiyanlığa benzetme gayretleridir. (Bu konuya yarın da devam etmek istiyorum.)

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.