Sevgili kızım, Ahirete inanmak, imanın şartlarından birisidir. Öldükten sonra, tekrar dirileceğimize inanmıyan îmansız olur, kâfir olur. Âhırete böyle giderse, ebedî olarak Cehennem azâbına mahkûm olur. Bugünki insanların çoğunun buna inanmayan bir görünüşleri var. Bunlar, hayatı yalnız dünyada rahat etmek ve iyi yaşamaktan ibâret sanıyor. Gaye, sanki dünyada eğlenmek, gezmek, rahat etmek, zengin olmaktan ibârettir. Bu insanlar, öldükten sonra, tekrar dirileceklerine ve hesaba çekileceklerine inanmıyor görünüyor. İnsanlar, bu derece hissizlik içinde yaşayamaz. Bu kadar kayıtsızlığın mânası, bu olsa gerektir. Öldükten ve toprak ve toz hâline geldikten sonra, tekrar dirilmenin mümkün olmadığını söyleyenlerin sayısı az değildir. Bunu söyleyenler şüphesiz îmansız, dinsiz, zavallı insanlardır. Tekrar dirilmek mümkün değildir diyenlere verilecek mantıkî cevaplar vardır. Allahü teâlânın azameti, bir insanı hiç yoktan "bir damla sudan" yaratmaya muktedir de, ikinci defa yaratmaya muktedir değil midir? Gözümüzün görebildiği âlemlerin ve dünyadaki muhteşem eserlerin yaratıcısı, bir insanı tekrar diriltmekten nasıl âciz olabilir? Ağaç, kışın yapraklarını döker. Kuru dallar ile cansız zannedilir. Bunlar, bahâr gelince tekrar canlanmıyor mu? Mevlânâ , "Toprağa ekilen hangi tohum toprağın yüzüne canlı olarak çıkmamıştır?" diyerek, toprağa gömülen insanların tekrar canlanacaklarına işaret etmiştir. Bu konuda şu mantıkî muhâkeme ne kadar güzeldir. Ahmed, âhırete inanmıştır. Ahmed'in arkadaşı Kaya, tekrar dirileceğine inanmıyor. Ahmed, Kayayı iknâ için, çok uğraşıyor. Muvaffak olamıyor. Nihâyet Ahmed, Kaya'ya şunları söyliyor: "Ben âhırete inanarak Allahü teâlânın bütün emirlerini yapıyorum. Allahü teâlânın emirlerini yapmak için, belki senden biraz fazla yoruluyorum, zahmet çekiyorum. Namaz kılıyorum, oruç tutuyorum. Sen bunları yapmıyorsun. İkimiz de ihtiyârladık ve ikimiz de öldük. Daha mezara girer girmez, âhıret var mı, yok mu, belli olacaktır. Eğer âhıret varsa, ben kazandım. Orada îtibarım ve rahatım yerinde demektir. Eğer âhıret yoksa, ben hiçbir şey kaybetmem, dünyadaki yorgunluğumla kalırım... Sana gelince: Eğer âhıret yoksa, ne kârdasın, ne ziyândasın. Ammâ, âhıret varsa, mahvoldun demektir. Artık Allahü teâlânın bitmeyen, ebedî azâbı senin yakanı bırakmayacaktır... Bu mantıkî muhâkemeye göre, hangimizin yolu doğru yoldur. Bunu senin anlayışına bırakıyorum."