Sevgili kızım, din âlimlerinin yazdıkları kitaplar var iken, ayrıca benim nasihat vermemin lüzûmsuz olduğunu belki düşünebilirsin. Fakat böyle düşünmek doğru değildir. Çünkü, çocuğunun saadetini isteyen bir baba, yalnız dünyanın kısa saadetini değil, âhıretin sonsuz saadetini de, çocuğuna bildirmekle vazîfelidir. Babaya bu vazîfeyi veren cenâb-ı Haktır. Bir çocuk ne kadar kayıtsız olursa olsun, babasının kendisi için yazdıklarını merâk ederek hiç değilse, bir kere okur. Bu yazılardan ders alacak anlayış ve uyanıklığı da gösterirse, kendisini kurtarmış olur. Zamanımızda din bilgilerini veren kitaplarımız kifâyetsizdir. Günümüzün menfi şartları içinde çocuğun doğru ve yeter derecede din bilgisi alması çok zorlaşmıştır. Bunun için, hiç değilse, müslüman dîninin temel kâidelerini ve özünü burada söylemek, çok önemli bir vazîfe hâline gelmiş bulunuyor. Temel kâideler şunlardır: Önce imanın şartlarını bilmek lazımdır. İmanın, inanmanın şartları: 1- Allahü teâlâya inanmak, 2- Meleklere inanmak, 3- Kitaplara inanmak, 4- Peygamberlere inanmak, 5- Âhırete (öldükten sonra tekrar dirilimeye) inanmak, 6- Kaderin yâni, hayr ve şerrin Allahü teâlâdan geldiğine inanmak. Bundan sonra da, İslamın şartları gelir. Müslümanlığın şartları: 1- Kelime-i şehâdet, 2- Namaz, 3- Oruç, 4- Zekât, 5- Hac. Kızım, günün birinde iki ellerimiz yanımıza gelecek ve dünyadaki hayatımız sona erecektir. Bu dehşetli bir hakîkattir. Bu hakîkat karşısında, hayat nedir? Ölüm nedir? diye düşünmeyen bir insan olmaması lâzımdır. O hâlde, hayatın ne olduğunu, dünyaya niçin geldiğimizi, ölümün ötesi ne olduğunu bilimek ve öğrenmek, insan olmanın ilk şartıdır. Hayata niçin geldiğimizi, hayatın sahibinden daha iyi bilen olur mu? Her şeyin olduğu gibi, hayatımızın sahibi de, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, Kur'an-ı keriminde, "Ben iinsanları, büyüklüğümü onlara tanıtmak ve bana ibâdet etmeleri için yarattım!" buyuruyor. Bu büyük hakîkati, yaşadığımız bu zamandaki insanların kaçta kaçı biliyor ve ona göre hareket ediyor? İnsanların büyük çoğunluğunun, bu hakîkati bilmediklerini, bilenlerin de, bu hakîkate göz yumduklarını veya önem vermediklerini görüyoruz. İşte felaket de, bu noktadan başlıyor...