Dünya hızla manayı bırakıp, taparcasına maddeye koşmakta... Her şeye para olarak bakmakta; gelsin de nereden, nasıl gelirse gelsin düşüncesinde. İnsan maddenin esiri olma yolunda. Bu da insanı "Eşrefi mahluk" yaratılmışların en şereflisi olma makamından uzaklaştırmakta. Başka bir ifade ile insanı hayvanlaştırmaktadır. Çünkü hayvanların dünyası, yeme içme ve çiftleşmeden ibarettir. Zamanımızın insanı da bütün hızıyla buraya doğru koşmakta. Dolayısıyla kendi sonunu hazırlamaktadır. Bu düşünceye sapmış hiçbir topluluk, hiçbir devlet, hiçbir medeniyet ayakta kalamamış yok olup gitmiştir. Bu, maddenin esiri olma hali, Amerika'da başlayıp, Avrupa'ya, buradan da ülkemize geçmiştir. Eskiden ülkemizde bazı kuruluşlar tarafından gündeme getirilen, savunulan bu gayri insanî düşünceler, son zamanlarda resmî makamlarca da savunulmakta; savunulmakla da kalmayıp fiiliyata geçirilmesi için ön ayak olunmaktadır. Bunun en açık örneği geçenlerde gazetelerde çıkan şu haberdir. Haberin özeti şöyle: "... Yetkililerin, Türkiye'de 'çıplaklar kampı' kurulabileceği yolundaki açıklaması, turizm beldelerinde destek buldu. Bodrum, Marmaris, Kuşadası, Kemer gibi, turizm sektörünün başını çeken turistik beldeleri çıplaklar kampı kurulmasına 'evet' dedi. Alanya ve Kaş ise karşı çıktı..." Görüldüğü gibi bu hayvanî yaşayışa kimsenin karşı çıktığı yok. Karşı çıkanlar da yer müsait olmadığından veya daha sırası değil türünden mazeret beyan ediyorlar, haberin devamında... Bir toplum bu kadar nasıl değişir anlamak mümkün değil. Turist ve para gelsin de nasıl gelirse gelsin; dinimizden, örfümüzden neler alıp götürüyor bu hiç önemli değil. Sayın belediye başkanları, bu toprakları almak için binlerce şehid veren ecdadımızı hiç düşünmüyorlar mı? Mezarlıkların, türbelerin yanından geçerken vicdanları hiç sızlamayacak mı? "Evet" diyebiliyorlarsa diyecek bir şey yok. Herkes kendine yakışanı yapar deriz. İsterseniz, bu tür serbestliklerin toplumu nasıl etkilediği konusunda ilim adamlarının görüşüne başvuralım: Meşhur ilim adamlarından P. Orokin ve Pitirim Sorokin, Amerika'dan başlayarak, aşağı yukarı bütün Avrupa'yı sarma temayülü gösteren "Serbest yaşama", "cinsel özgürlük" gibi akımları, Amerikan ve Batı cemiyetleri için bir "Çöküş yıkılma alâmeti" olarak değerlendirmektedirler. P. Sorokin'e göre, bu tür yaşayışlar yaygınlaştıkça, yuvalar yıkılmakta, boşanmalar ve evi terk etmeler çoğalmakta, zina, fuhuş ve fücur artmakta, çocuksuzluk dikkati çekmektedir. Sorokin'e göre "serbest yaşayışlar", cemiyetin aleyhine gelişmelere kaynak olmakta, beden ve ruh sağlığını bozmakta, ahlâkî yaşayışı bertaraf etmekte, insanın verimini düşürmekte, ferdî ve sosyal saadeti yok etmektedir. Netice olarak P. Sorokin, "son derece sıkı cinsî kontrolün mevcut olduğu ve aile hayatına önem verildiği devrelerin, kültür bakımından en verimli devreler olduğu; aksine, aşırı, kanunlara, nizama aykırı cinsî faaliyetlere müsait devrelerin ise kültürel verimliliğin düşmesine yardım ettiği" görüşündedir ve o, bu görüşlerini, tarihî olaylarla ispat etmektedir. İnsanı hayvandan ayıran, "Ahlâk"tır. Bu kaldırılınca insanın hayvandan farkı kalmaz. Hatta hayvandan daha kötü duruma düşer. Çünkü, insan sınırsız, başıboş değildir. Sınır tanımayan kimseler için Kur'an-ı kerimde, "İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar." (Araf 179) buyurulmaktadır. Tabii ki bu bir tercih meselesi, benim tercihim böyle diyene ne denebilir ki!..