Kendilerine zulmedenler!..

A -
A +

Bazı dünyaya düşkün câhiller, "namaz kılanlarla, oruç tutanlarla, dine uyanlarla alay ediyor. Bunlara gerici diyor. Allah, dostlarına niçin dertler, belâlar gönderiyor? İyilikler, nîmetler vermiyor? Biz Onun emirlerini yapmıyoruz. Bize cezâ vermiyor Biz rahat, istediğimiz gibi zevk, safâ ediyor, keyif sürüyor, hîle ile, yalan ile, dünyanın tadını çıkarıyoruz. Sizler, namazla, orucla vakit geçiriyor, dünya zevklerinden kaçıyor, sıkıntı içinde yaşıyorsunuz! Bu sıkıntılar yetişmiyormuş gibi, Rabbiniz, dertleri, belâları da size veriyor. Müslümanlık saadet yolu olsaydı, siz bizden daha rahat, daha tatlı, daha mes'ûd yaşardınız," diyorlar. Böyle bayağı sözlerle, bu sevgili kullara inanmıyorlar. Kâfirler, insanların en iyisine de böyle söylerdi. Furkan sûresi, yedinci âyetinde meâlen, "Kâfirler: Bu nasıl Peygamberdir?. Bizim gibi yiyip içiyor, sokaklarda geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelirdi. Yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yâhut, Rabbi, para hazîneleri gönderir, yâhut, meyve bahçeleri, çiftlikleri olur, istediğini yirdi dediler..." buyuruldu. Bu gibi sözler, âhırete, Cennete, Cehenneme inanmıyanların, ilerisini göremiyenlerin sözleridir. Cennet nîmetlerinin, Cehennem azâblarının sonsuz olduğunu bilen kimse, dünyanın birkaç günlük belâlarına, sıkıntılarına hiç önem verir mi? Bu derdlerin, sonsuz saadete sebep olacağını düşünerek, bunları nîmet olarak karşılar. Câhillerin sözlerine aldırış etmez. Dertler, belâlar, sıkıntılar, muhabbetin, sevginin, şaşmıyan şâhitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne önemi olur. En iyisi, böyle câhillerle konuşmamalı, kitaplarını okumamalıdır. Aslında dert ve belalar bir nimettir, Cenab-ı Hakkın bir ihsanıdır. Kafirler, bu ihsâna lâyık değildir. Çünkü, büyük günah işlerler, yalvarmaz, boyun bükmez, ağlamaz ve Ona sığınmazlar. Günahları sıkılmadan işlerler ve kasıtla, plânlıyarak işlerler. Hattâ inat edercesine işlerler. Hattâ, Allahü teâlânın âyetleri ile alay edecek, inanmıyacak kadar ileri giderler. Cezâ, suçun büyüklüğüne göre değişir. Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya derdleri ile affolunabilir. Fakat, günah büyük, ağır olur ve suçlu inatçı, saygısız olursa, bunun cezâsının âhırette sonsuz ve çok acı olması lâzım gelir. Nahl sûresi, otuzüçüncü âyetinde meâlen, "Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezâları hak ettiler" buyuruldu.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.