Kılavuzu karga olanın...

A -
A +

İslam tarihine baktığımızda, resmen ilan edilen savaşların dışında Müslüman ile Hıristiyanların karşı karşıya geldiği pek görülmez. Devletlerarası savaşlar da ordular arasında cereyan etmiştir, halk zaten yoktur. Bu durum hazreti Peygamber zamanından günümüze kadar devam ede gelmiştir. İstisna olarak bazı çatışmalar görülürse de bunlar her iki tarafın fanatikleri arasında olmuştur. Gerçek İslamı temsil eden Ehli sünnet Müslümanların, ne bağlı bulundukları devlete ne beraber yaşadıkları diğer din mensuplarına saldırmak, kan dökmek gibi terörist faaliyetler akıllarının ucundan bile geçmemiştir. Çünkü isyanın, kan dökmenin, terörün İslam dininde yeri yoktur. İmam-ı azam Ebu Hanefi hazretlerine göre, isyan etmemek, anarşi çıkarmamak Ehli sünnet olmanın şartıdır. Bu genel kurala uymayan, Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Mevdudi, Usame bin Ladin gibi anayoldan, Ehl-i sünnet'ten ayrılmış kimseler terör, başkaldırı, isyan hareketleri ile gerçek İslama çok zarar vermiştir. Bu gayri islami hareketlerden dolayı bütün Müslümanlar zarar gördüğü, huzursuz olduğu gibi, dînî bir arayış içine giren, İslamiyete sempati duyan kimseleri de İslamdan soğutarak uzaklaştırmıştır. Bunlar, "İslam bu ise ben bu işte yokum" demişlerdir. Son olaylar, inşaallah İslam alemini uyandırır, referans olarak, gerçek islamı alırlar, Seyyid Kutup ve Mevdudi kaynaklı terör hareketlerinden uzak dururlar, böylece eski huzurlu günlere kavuşuruz. Aksi takdirde sıkıntı, huzursuzluk başımızdan eksik olmaz. Bazı yorumcuların ifade ettiği gibi, ılımlı Müslüman, radikal Müslüman çatışmasına dönüşebilir. Boşuna şöylenmemiş, kılavuzu karga olanın başı dertten kurtulmaz... Eskiden olduğu gibi bugün de hangi dinden olursa olsun, beraber yaşamak zorundayız. Huzurlu bir beraberlik için de herkesin karşı tarafın hakkına, hukukuna can güvenliğine riayet etmesi gerekir. Geçmişte buna riayet edildiği için huzur ve sükun sağlanmış. Adalet, devletin varlık sebebi sayılmış. Bu sayede İslamiyet bugünlere gelmiş. Hazret-i Ömer zamanında meydana gelen şu tarihi olay bunu açıkça göstermektedir. Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri Humus şehrini alınca da, şehrin her tarafında tellallar dolaştırdı: "Hepiniz ticâretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmıyacaktır. İslâm adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı, Müslümanları koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, Müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşr aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir." Bu ilan üzerine, Humus Rûmları, cizyelerini seve seve getirip, Beytülmâl emîni Habîb bin Müslim'e teslîm ettiler. Bir müddet sonra, Herakliyus'un, ülkesinin her tarafından asker toplayarak Antakya'ya hücûma hazırlandığı haber alındı. Bunun üzeri, Humus şehrindeki askerlerin de, Yermük'teki İslam kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebû Ubeyde, şehirde tekrar tellallar dolaştırdı: "Size hizmet etmeğe, sizi korumağa, söz vermiştim. Buna karşılık, sizden vergi almıştım. Şimdi ise, halîfeden aldığım emir üzerine, Herakliyus ile savaşacak olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramıyacağım. Bunun için hepiniz Beytülmâla gelip, vergilerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır." Böyle bir olay dünyanın neresinde görülmüş? Hiçbir zorlama olmadan, zorlamayı bırakın istek bile olmadan alınan paralar iâde ediliyor. İşte, İslamiyeti ayakta tutan, bugünlere getiren böyle adâlet, iyilik, doğruluk ve hoşgörü idi.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.